Gönül Yıkana Uyku Haram Olmalıydı

Şems-i Tebrizi’nin o sözü insanın içine ince bir sızı gibi yerleşiyor:
“Gönül yıkana uyku haram olmalıydı; gönlü yıkılana değil.”
Çünkü hayatın en ağır yükü, çoğu zaman kırılmak değil; birini kırdığını bile bile yaşamaya devam edebilmektir. Fakat modern çağın en büyük trajedisi burada başlıyor: Kalbi kırılanlar geceler boyu uyuyamazken, kıranlar çoğu zaman başını yastığa rahat koyabiliyor.
İnsan en çok sevdiği yerden yaralanıyor. Çünkü sevgi, insanın gardını indirdiği tek limandır. Sevdiğimiz kişilere karşı zırh kullanmayız. Onların sözlerini filtresiz kabul eder, bakışlarını büyütür, suskunluklarını bile anlamlandırırız. Bu yüzden yabancının taşı can acıtmazken, sevdiğimizin küçücük sözü içimizde yıllarca yankılanabilir.
Belki de “en çok sevenler en çok kırılanlardır” cümlesinin özü tam burada saklıdır. Seven insan, karşısındakine yalnızca sevgisini vermez; güvenini, çocukluğunu, korkularını, yaralarını da teslim eder. Bu yüzden kırılmak sadece bir tartışma değildir bazen; insanın kendi içindeki güven duygusunun çatlamasıdır.
Ne gariptir ki günümüzde güçlü olmak, duygusuz olmakla karıştırılıyor. Kimse kırıldığını söylemek istemiyor. Herkes “umurumda değil” maskesiyle dolaşıyor. Oysa en çok “umurumda değil” diyenlerin içinde, sessizce kanayan cümleler birikiyor. Çünkü insan gerçekten sevmişse, kırılmaması mümkün değildir.
Ama burada asıl mesele kırılmak değil; kırdıktan sonra ne yaptığıdır insanın. Özür dileyebilmek, empati kurabilmek, “Ben ne yaptım?” diye kendine dönebilmek… İşte vicdan dediğimiz şey tam da budur. Şems’in sözü aslında bir beddua değil, bir vicdan çağrısıdır. Çünkü gönül yıkmak, görünmeyen bir enkaz bırakır. Ve bazı yaraların sesi dışarıdan duyulmaz.
Belki bu yüzden en güzel insanlar, kırılmış olanlardır. Çünkü onlar bir kalbin nasıl acıdığını bilir. Daha dikkatli sever, daha yavaş konuşur, daha çok susarlar. Kendi yaralarından başkasının canını yakmamayı öğrenirler.
İnsan sevdiğini her zaman yanında tutamayabilir. Ama en azından onun kalbinde derin bir kırık bırakmamayı seçebilir. Çünkü bazı vedalar geçer, bazı kırgınlıklar geçmez.
Ve belki de geceleri insanı gerçekten uykusuz bırakan şey, kırılmak değil; bir kalbi kırdığını fark ettiği o sessiz andır.