Ne vermek istiyorlar ne de gidecek cesaretleri var. Ortada duruyorlar.
Ne kalbine dokunuyorlar ne de seni özgür bırakıyorlar.
Ama en tehlikelisi şu: Seni sevmediğini söylemeyecek kadar bencil, sevmeyecek kadar da yorgunlar.
Eğer bir insanın gönlünde yer yoksa o eksikliği başkasının yüreğinde tamamlamaya çalışmaz. Çünkü bilir: Gönülsüz verilen her söz, karşıdakinin ömründen eksiltir.
Ama günümüz ilişkilerinde çoğu kişi, kendi boşluklarını doldurmak için diğerinin umutlarını kullanmaktan çekinmiyor. Yakıyorlar, yıkıyorlar, sonra da ‘’ben böyleyim, değişmem’’ diye geçiştiriyorlar.
Madem verecek bir sevgin yok, madem sadakat yok, madem emeği taşıyacak kalbin yok…
O zaman kimsenin yolunu kesme. Kimsenin kalbini hevesinin maliyetine ortak etme.
Bir insanı, kendi kararsızlığının enkazına gömüp ‘’Ben bir şey yapmadım’’ diyemezsin.
Daha en başında söylenmesi gereken cümle aslında çok basit: ‘’Ben ilişki insanı değilim. Gezerim, tozarım, kafama göre yaşarım. Uyum sağlarsan gel.’’ Bitti.
Dürüstlüğün maliyeti yoktur; ama dürüst olmamanın yaktığı canın hesabı çoktur.
Çünkü bir insan, ilişkiden kaçabilir; buna saygı duyulur.
Ama bir insan, kendinden emin olmadığı halde karşısındakine umut veriyorsa işte orada kırılan kalp, sadece kalp değildir; emek kırılır, özsaygı kırılır, zaman ve umut kırılır…
Oysa hayatın en temiz kuralı şudur: Yüreğinde yeri olmayan insan, bir başkasının yolunu işgal etmesin. Gönlünü açabilen başkasına gitsin, ama başkasının gönlünü kapatmasın.
Birini sevmiyorsan söyle.
Sevemiyorsan bırak.
Ama asla, seviyor’’muş’’ gibi yapma.
Çünkü insanların umutları, senin boş vakitlerin değil; senin sorumluluğundur.
Kalp hafife alınacak bir organ değildir.
Kan pompaladığı gibi umut da pompalar.
Ve birini boş vaatlerle oyalayan her insan, aslında kendi karakterinin kalitesini mühürler.
Sevmeye gücün yoksa umut vermek haddin değildir.