Görünenle görünmeyen birlikte çalışır

“Bu dünyaya uymak için
Kendimizi şekillendiririz
Ve dünya tarafından
Tekrar şekillendiriliriz

Ortak bir amaç olan mucizevi şeyleri
Yaratmak için
Görünen ve görünmeyen
Birlikte çalışır

Dokunamadığımız havanın
Şekillendirilmiş bir kanadın çevresinden
Hızla geçişinin
Bizim ağırlığımızı kolayca kaldırışını düşünüyorum

Belki biz de bu hayatta
Henüz göremediğimiz ve hatta hayal bile edemediğimiz
O unsurlara güvenmeli
Ve gerçek benliğimizi
Görünmeyen varlıklarla şekillendirerek aramalıyız.”

Bu satırlar, David Whyte tarafından yeni Boeing 777 yolcu uçağının lanse edilmesine damgasını vuran Boeing Firması’na armağan olarak sunulmuştur.

Bu satırları Adler Profesyonel Koçluk okulunda ilk okuduğumda derinden etkilendiğimi hatırlıyorum. Bir uçak için yazılmış satırlar bunlar. Düşündüğümde, tonlarca ağırlıktaki bir uçağın gökyüzünde bir kuğu misali süzülmesi ve bunu yaparken saatte 1.000 km mesafe kat etmesi oldukça mucizevi. Bu mucize, onu yaratmak için çalışan binlerce insanın hayali ve niyeti ile mümkün oldu. Bu hayali gerçekleştirirken, görünen ve görünmeyen birlikte çalıştı.

İlk defa yapısal dengeli model uçağı 18 Ağustos 1871 tarihinde Alphonse Pnaud icat etmiş. O günden itibaren bu hayali takip eden değişik kişiler ve kurumlar, bugün kullandığımız uçak teknolojilerini geliştirmişler.

Uçağın sözlük tanımı şöyle: Hava akımının başta kanatlar olmak üzere kanat profilli parçaların alt ve üst yüzeyleri arasında basınç farkı oluşturması sayesinde havada tutunarak yükselebilen ve motor gücü ile ilerleyebilen bir hava taşıtı.

Bu tanım, bu mühendislik mucizesinin görünen kısmını güzelce tanımlamış. Görünmeyen kısmı ise bu mucizeyi gerçekleştirenlerin, bu mucizeyi gerçekleştirmek için ettikleri niyet.

Uçak gibi mucizevi bir aracı icat eden kişiler bir seçim yaptılar. Bu mucizeyi gerçekleştirmeye niyet ettiler. Bu niyetin (seçimin) hayata geçmesinde görünenle görünmeyen birlikte çalıştı. Yukarıda David Whyte’ın satırlarında anlattığı gibi.

Niyetin gücü ile ilgili daha evvel birçok kez yazmıştım. Çoğu zaman dilek tutarız. Dilek tutmanın niyet etmekle aynı şey olduğunu düşünerek. Halbuki birbirlerinden farklılar. Dilek tutmak isteğinizi (ah, keşke olsa!), niyet etmek kararınızı (bunu yapacağım!) belirtir. İstediğiniz şeye ulaşmaya karar verirseniz, evren, görünen ve görünmeyen tüm olanaklarını niyetinizi gerçekleştirmek için seferber eder. Yani niyet, kalben verdiğiniz kararı çerçeveleyip evrene iletmenizi sağlar ve bu noktada evrenin yapacağı tek şey niyetinizi gerçekleştirmektir. Yani niyet ettiğiniz vakit, görünenle görünmeyen birlikte çalışır.

Uçağı icat edenler niyet ettiler. “Ah, keşke olsa!” yerine, “biz bu işi başaracağız!” dediler ve kendi ellerindeki tüm olanakları seferber ederken evren de görünmeyen olanaklarını sunarak onlara hizmet etti.

Sizin kalbinizdeki niyet nedir?

Bugün evrene hangi kalbi kararınızı iletmeyi seçeceksiniz?

“Evren sınır koymaz. Biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi.”  Jack E. Addington

Sevgiyle,