H İ B E

Arapça kökenli “BAĞIŞ- BAĞIŞLAMA” anlamına gelen bir kelime…

Vah! Vah! Vah!...

Benim mağrur ülkem vah!

Bir Arap Şeyhinin (Katar Emir’i) hibesine muhtaç hale geldiyse…

Yazık!

İş ilişkileri olanlara arasında abartılmadan, aşırıya kaçılmadan…

Güven duygusunun, samimiyetin hâkim olduğu arkadaşlar arasında; menfaat beklenmeden, herhangi bir çıkar beklenmeden armağanlaşma, hediyeleşme bizim örf ve ananelerimizde olan bir güzellik.

Ancak bu armağanlaşma, hediyeleşme makul düzeyde olursa samimiyeti, dostluğu, arkadaşlığı ifade eder…

Aşılırsa?...

Mutlaka bir çıkar beklentisi söz konusudur…

Geçenlerde bir parti lideri televizyonda konuşurken şöyle bir cümle kurdu ki; günümüzü eksiksiz, abartısız tam tarif ediyordu.

“Ekmek bulamaz yemeye, Limuzinle gider gezmeye.”

Katar Emir’ine şöyle bir soru sorulsa ve de o Emir Efendi dürüstçe cevap verse…

Soru:

“Sayın Emir Hazretleri 400 milyon dolarlık elinizde fazla olan şu sarayı ya da uçağı ya da araziyi öz be öz kardeşinize bağışlar ya da hibe eder misiniz?”

Cevap:

“Niçin, verecekmişim?  Ben aklımı peynir ekmekle yemedim.”

Olmaz mıydı?

Allah için söyleyin, olmaz mıydı?

Böyle bir hediye kişiye özel de verilse, bir ülkeye de verilse… Bunun arkasında bir katakulli aramak o kişinin ya da ülkenin hakkı değil mi?

Ülkem insanı bu hibe hikâyesinde haklı olarak bir katakulli var mı?

Onu bilmek istiyor!

Bir Arap şeyhi tarafından aşağılanmayı içine sindiremiyor.

Antep tabiriyle; “senin batmanın (eski tartı değerlerinden) kaça ki, bana bunu veriyorsun?” olurdu!

Vergisini veren. Gururundan zerrece taviz veremeyen ki; bu duygu yaratılışında olan ülkem insanının buna hakkı yok mu?

Biz böyle bir HİBE’Yİ istemiyoruz, kabul etmiyoruz…