Haftalık İlişkiler Çağı

Şimdiki ilişkiler, bir haftalık hava durumu raporu gibi…

Pazartesi bakışıyoruz, salı tanışıyoruz, çarşamba arkadaş oluyoruz, perşembe iki aşığa dönüşüyoruz, cuma alışıyoruz, cumartesi tartışıyoruz ve pazar ayrılıyoruz. Bir haftalık duygu maratonu, bir ömürlük bağlanmış gibi yaşanıp bir bildirim sessizliği kadar çabuk unutuluyor.
Artık hiçbir hissin kendi ritminde akmasına izin verilmiyor. Bir şeyler hemen olsun isteniyor. Hadi tanışalım, hadi yakınlaşalım, hadi bağlanalım, hadi sıkıldım, hadi ayrılalım.
Sanki duyguların da bir teslimat süresi var: ‘’24 saatte aşk garantisi!’’
Oysa kalbin kendi zamanı vardı. Kendini açmak için beklediği bir güven, bir dil, bir sıcaklık… Modern ilişkilerde bunların hiçbiri beklenmiyor. Beklemek sabırsızlık, yavaş ilerlemek ilgisizlik, tanımaya çalışmak ise geri kafalılık gibi görülüyor. Hâlbuki sağlam olan hiçbir şey hızlı kurulmaz; hızlı olan hiçbir şey de sağlam kalmaz.
Bir haftada yaşanan bu mini ilişkiler, insanın kalbinde büyük boşluklar bırakıyor. Çünkü hiçbiri gerçeğe değmiyor. Tanışıyoruz ama tanımıyoruz. Seviyoruz ama bağlanmıyoruz. Birlikteyiz ama değiliz. Gitmeler bir anda, kalmalar sebepsiz, duygular yüzeysel… Ve herkes bir diğerinin gönlünde sadece ‘’yarım kalmış bir ihtimal’’ olarak kalıyor.
Belki de sorun ilişkilerde değil, ilişki sanılan hızda.
Bağ kurmak zaman ister. Bakmakla görmek, konuşmakla anlaşmak, sevmekle kalmak arasında büyük bir fark vardır. Ve bu fark, bir haftaya sığmaz.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey şu:
Aşk aceleye gelmez.
Bağ, süre ister.
Ve kalpler, hızlı tüketim ürünü değildir.