Çünkü hayatta kalmak, yaşamak değildir.
Hayatta kalmak sadece bedenin var olmasıdır. Ama yaşamak; ruhun da o hayatın içinde olmasıdır. Bir şeyleri gerecekten hissedebilmek, heyecan duyabilmek, sevinebilmek, üzülmekten bile korkmamaktır.
İnsan bazen kırılmamak için, üzülmemek için, hayal kırıklığı yaşamamak için kendini duygulardan uzaklaştırır. Risk almamayı seçer. Güvende kalmayı seçer. İşte tam o anda yaşamaktan vazgeçip sadece hayatta kalmaya başlar.
Oysa yaşamak biraz cesaret ister.
Birini sevmek cesarettir.
Yeni bir yol seçmek cesarettir.
Hayal kurmaya devam etmek cesarettir.
Kırılma ihtimalini göze almak cesarettir.
Ama insan bunları yapmadığında kalbi yavaş yavaş sessizleşir. Hayatın renkleri solmaya başlar. Günler sadece geçer… Yaşanmaz.
Gerçek yaşam; kalbinin hala bir şeye heyecan duymasıdır. Bir kahvenin tadını hissedebilmek, sevdiğin bir insanın yanında zamanın nasıl geçtiğini anlamamak, bazen bir şehrin sokaklarında yürürken bile hayatın güzel olduğuna inanabilmektir.
Çünkü yaşam dediğimiz şey büyük olaylardan oluşmaz. Küçük ama gerçek anlardan oluşur.
Hayatta kalmak için nefes almak yeterlidir.
Ama yaşamak için kalbin de o nefese eşlik etmesi gerekir.
Unutmamak gerekir ki; uzun yaşamak önemli değildir.
Asıl mesele gerçekten yaşamış olmaktır.