Gazetecilik, çoğu zaman yalnızca bir meslek gibi görülür.
Oysa gazeteci, toplumun hafızasını diri tutan bir tanıktır.
Ve tanıklık, insan ruhu için ağır bir yüktür.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da, Anadolu Basın Birliği Genel Başkanı M. Bora Zor’un öncülüğünde düzenlenen ve yerel basında da yankı bulan bir panel, bu yükü yeniden düşünmeme vesile oldu. Gazetecilerin mesleki dayanıklılığı, karşılaştıkları zorluklar ve görünmeyen yıpranmışlıkları üzerine yapılan bu buluşma, yalnızca bir organizasyon değil; aynı zamanda basın dünyası adına sorumluluk alan, koruyucu ve farkındalık yaratmayı amaçlayan bir duruşun ifadesiydi.
Bu tür buluşmalar, gazeteciliği yalnızca üretim odaklı değil; insanı merkeze alan bir yerden ele almanın mümkün olduğunu gösterir. Bora Zor’un bu alandaki yaklaşımı, basın emekçilerinin sadece mesleki değil, psikolojik dayanıklılıklarının da gözetilmesi gerektiğini hatırlatan kıymetli bir örnek sunmaktadır.
Çünkü haber yazmak, yalnızca bilgi aktarmak değildir.
Haber yazmak; şiddete tanıklık etmektir, acıyı dinlemektir, çelişkiye maruz kalmaktır.
Ve çoğu zaman susarak güçlü kalmaya çalışmaktır.
Gazeteci, toplumun en gergin anlarında uyanıktır.
Bir kriz anında, bir felaketin ortasında, bir çatışmanın eşiğinde…
Bu sürekli tetikte olma hâli, insan zihninde birikerek ilerler.
Zamanla bedende yorgunluk, duygularda küntlük, ilişkilerde mesafe olarak kendini gösterebilir.
Gazeteciler çoğu zaman:
• Eleştirilir ama dinlenmez
• Görünürdür ama anlaşılmaz
• Güçlü sanılır ama yalnız bırakılır
Oysa sürekli gerilimle temas eden her insan gibi onların da psikolojik dayanıklılığa ihtiyacı vardır.
Gazetecilik yalnızca haber toplamak değildir; aynı zamanda yorumlanmaya açık bir alanda var olmaktır.
Yanlış anlaşılma, etiketlenme, iftiraya uğrama korkusu;
bazen sosyal baskılar, bazen belirsizlik duygusu…
Bunların her biri, bireyin iç dünyasında sessiz bir stres oluşturur.
Ve bu stres çoğu zaman “mesleğin doğası” denilerek görünmez kılınır.
Oysa ruh, görmezden gelindiğinde iyileşmez.
Gazeteci, toplum adına sorular sorar.
Ama kendi yorgunluğu nadiren sorulur.
Bu nedenle Ankara’da gerçekleştirilen ve Anadolu Basın Birliği çatısı altında hayata geçirilen bu panel, yalnızca bir etkinlik değil; gazeteciliğin insanî tarafını hatırlatan güçlü bir mesaj niteliği taşımaktadır. Bu bakış açısı, basın dünyasında uzun vadede daha sağlıklı, daha dirençli ve daha etik bir duruşun inşa edilmesine katkı sunar.
Yerel basının bu buluşmayı gündeme taşıması da ayrıca kıymetlidir.
Çünkü gazeteciler konuşulduğunda değil, anlaşıldığında güçlenir.
Herkes haberi okur.
Ama o haberin kaç uykusuz geceden, kaç içsel çatışmadan, kaç bastırılmış duygudan geçtiğini kimse görmez.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Toplumu bilgilendirenlerin ruhunu kim koruyor?
Ve belki de bu sorunun kendisi,
gazeteciliğin insanî tarafını yeniden hatırlamak için yeterlidir.