Günümüzde insanların üzerinde en fazla baskı oluşturan düşüncelerden biri şu cümlede gizlidir: “Herkes yapıyorsa ben de yapmalıyım.” İlk bakışta masum gibi görünen bu düşünce, aslında birçok yanlış kararın, gereksiz harcamanın ve mutsuzluğun temel nedenlerinden biri haline gelebiliyor.
İnsan sosyal bir varlıktır. Çevresinde olup bitenleri takip eder, diğer insanların davranışlarından etkilenir ve çoğu zaman onlara uyum sağlamaya çalışır. Bu durum normaldir. Ancak başkalarının yaptığı her şeyi kendimiz için bir zorunluluk olarak görmeye başladığımızda sorun ortaya çıkar.
Bugün sosyal medyaya baktığımızda herkesin tatilde olduğunu, yeni bir araba aldığını, evini yenilediğini, yatırım yaptığını, yeni bir iş kurduğunu ya da farklı bir eğitim programına katıldığını görebiliyoruz. Sürekli başarı hikâyeleriyle karşılaşan insanlar da doğal olarak kendilerine şu soruyu soruyor: “Ben neden yapmıyorum?”
Oysa hayat bir yarış pisti değildir. Her insanın şartları, gelir düzeyi, hedefleri, sorumlulukları ve hayalleri farklıdır. Bir başkası için doğru olan bir karar, sizin için yanlış olabilir. Bir başkasının aldığı risk ona kazanç getirebilir ama aynı risk sizi zor durumda bırakabilir.
Örneğin son yıllarda birçok kişi kredi kullanarak otomobil aldı, ev satın aldı veya çeşitli yatırımlara yöneldi. Çevresindeki insanların bunu yaptığını görenler de aynı yolu izlemeye başladı. Bazıları gerçekten kazanç elde etti. Ancak bazıları da ağır borç yükü altında kaldı. Çünkü karar verirken kendi ekonomik durumunu değil, çevresindeki insanların davranışlarını esas aldı.
Benzer durum gençler arasında da görülüyor. Bir arkadaş grubu belirli bir bölümü tercih ediyor diye aynı bölümü seçenler, herkes aynı kursa gidiyor diye o kursa yazılanlar veya sırf çevresi öyle istiyor diye meslek seçenler bulunuyor. Sonuçta yıllar sonra birçok insan, aslında kendi istediği hayatı değil, başkalarının beklentilerine göre şekillenen bir hayatı yaşadığını fark ediyor.
Bu durumun temelinde “kaçırma korkusu” yatıyor. İnsanlar fırsatları kaçırmaktan korkuyor. Eğer bir yatırım aracına herkes yöneliyorsa, o yatırımın dışında kalmak istemiyor. Eğer herkes yeni bir teknolojiyi kullanıyorsa, geri kalmaktan çekiniyor. Eğer herkes belirli bir yaşam tarzını benimsiyorsa, kendisini eksik hissediyor.
Ancak unutulmaması gereken önemli bir gerçek var: Kalabalıkların yaptığı her şey doğru değildir.
Tarih boyunca birçok ekonomik kriz, insanların birbirini takip ederek hareket etmesi nedeniyle büyümüştür. Bir kişi yatırım yapar, ardından çevresi onu izler. Daha sonra daha büyük kalabalıklar aynı yöne gider. Sonunda oluşan balon patladığında zarar görenlerin sayısı da artar. Çünkü insanlar kendi analizlerini yapmak yerine kalabalığın peşinden gitmiştir.
Aynı durum günlük yaşamda da geçerlidir. Herkesin son model telefon kullanması sizin de aynı telefonu almak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Herkes pahalı bir tatil yapıyor diye siz de bütçenizi zorlamak zorunda değilsiniz. Herkes girişimci oluyor diye sizin de iş kurmanız gerekmez. Bazen en doğru karar, çoğunluğun yaptığı şeyi yapmamak olabilir.
Gerçek başarı, başkalarına benzemekten değil, kendini tanımaktan geçer. İnsan önce kendi ihtiyaçlarını, imkânlarını ve hedeflerini değerlendirmelidir. Bir kararın doğru olup olmadığına çevresindeki insanların sayısına bakarak değil, kendi hayatına sağlayacağı faydaya bakarak karar vermelidir.
Toplum olarak da çocuklarımıza ve gençlerimize bu anlayışı kazandırmamız gerekiyor. Başarıyı sadece kalabalığı takip etmek olarak değil, bilinçli seçimler yapabilmek olarak tanımlamalıyız. Çünkü bireyin kendi kararını verebilmesi, en az eğitim kadar önemli bir beceridir.
Hayatta herkesin yolu farklıdır. Kimi hızlı ilerler, kimi yavaş. Kimi erken yaşta başarıya ulaşır, kimi yıllar sonra hedeflerine kavuşur. Bu nedenle başkalarının hayatını ölçü alarak kendi hayatımızı değerlendirmek çoğu zaman yanıltıcıdır.
Sonuç olarak “herkes yapabiliyorsa ben de yapmalıyım” düşüncesi, insanı özgürleştiren değil, kalabalığın etkisi altında bırakan bir anlayıştır. Doğru soru aslında şudur: “Herkes yapıyor olabilir ama bu gerçekten benim için gerekli mi?”
Bu soruya dürüstçe cevap verebildiğimiz gün, başkalarının hayatını yaşamaktan vazgeçip kendi hayatımızı kurmaya başlayabiliriz.