Düşün
Bundan kırk yıl kadar önce, TV'nin henüz hayatımıza girmediği yıllarda lambalı, her biri bir çeyiz sandığı büyüklüğünde olan radyolar evlerin en gözde eşyalarıydı. Evin başköşesinde olur, yüksek bir yerde konur, üzerine özel olarak örülmüş radyo örtüsü örtülürdü.
Radyo dönemin en önemli haber kaynağı, eğlence aracı, haber merkeziydi. Herkes güne onunla başlardı. Gün boyunca yayınlanan program seyri içinde; saat başı ajansları, (haberler), çocuk saati, yurttan sesler korusunun Türklüleri, TSM ile şarkıları dinlenirdi. Ramazanda iftar onunla açılırdı. Hafta sonlarında yapılan spor müsabakalarını o güzel Türkçesiyle Halit Kıvanç anlatır, maçı sanki biz yaşardık. Radyoya çıkan sanatçılar Zeki Müren, Emel Sayın, Müzzeyen Saner, Nuri Sesigüzel hepimizin starlarıydı. Radyoda yayınlanan arkası yarın ve radyo tiyatroları hepimizin vazgeçilmezi, bilgi yarışmaları heyecanımız, skeçler kahkaha kaynaklarımızdı. Hepsini severek dinler, takip ederdik.
O yıllarda şimdi olduğu gibi yüzlerce radyo kanalı yoktu. Orta dalgada yerel Gaziantep radyosunu, kısa dalgadan polis radyolarını dinlerdik.
Genelde ünlüleri sesinden tanır, o sesleri taklit ederdik. O dönemin en ünlü radyo sesleri Sezer Cumhur Önal, Spor spikeri Halit kıvanç, tiyatro sanatçısı Nedret Güvenç, Yıldırım Önal’dı .
Radyolar hepimizin bayram yeri, spor alanı, eğlence merkezi, tiyatro salonu, hepimize okul, haberlerin kaynağı, askeri darbelerde ilk abluka altına alınan yerlerdi.
Önce büyük lambalı olan radyolar teknolojinin gelişmesiyle daha küçük boyutlu transistorlu radyolara dönüşmeye başladı.Önce Almanya’dan gelen Almancıların elinde gördük onları.,daha sonra herkesin evine girmeye başladı.Radyo seyyar olmuştu,sahreye taşıdık.
Radyo hepimizin hayatının bir parçası olurken, sosyal, siyasal ve kültür hayatımızın merkezindeydi. Uzun yıllarda öyle kaldı.
Ta ki TV çıktı radyonun pabucu dama atıldı. Ama daha sonra ki yıllarda radyo tekelinin ortadan kalması ile birlikte yüzlercesi mantar gibi ortaya çıkmaya, tekrar hayatımızda yerini almaya başladı.
Ama şimdiki radyolar o eski lambalı dönemlerdeki i radyonun ve radyo programlarının asla lezzetini veremiyor maalesef.
Metin yazarı:İ.Alisinanoğlu
///
Hisset
DENİZİN BEKLEDİĞİ
Seni sevmek mor denizlerdi biraz
Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen
Umutlar ve yıkışmalar ardında direnilen
Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz
Seni sevmek yaşamanın aşılmaz büyüklüğü
Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan
Ve sığınıp ılık kıyı kentlerine bir akşam
Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü
Varılırdı daha saydam günlere isteseler
İsteseler yalnızlık giremezdi evlere
Seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler
Ve uçacak durmadan adasız denizlere
Kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi
Sonra yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan
Bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan
Sana verdim geç diye bütün denizlerimi
Afşar TİMUÇİN
///
Gülümse
Tavuklarda biliyor mu?
Bir gün adamın biri kendini tavuk yemi sanıyormuş ve tavuklardan çok korkuyormuş derken adamı hastaneye yatırmışlar ve uzun süre tedavi etmişler.
Sonunda adama sormuşlar,
"Artık tavuk yemi olmadığını biliyorsun demi?"
Adamın cevabı ise
"Ben biliyorum da tavuklarda biliyor mu?"şeklinde olmuş.
///
Kulağına küpe olsun
“Bir kimse darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir.”
(Müslim, Zikir 38)