HOŞ GELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN

     Gelişin nasılda kendini belli etti.Çarşılarda insanlar parmakla sayılır derecede azaldı. Çoğu evlere kapandı. İlk gün stres içinde kimseye çatmayayım diye dün yazmadım.Ramazanın gelmesi ile halkın zaruri ihtiyacı olan, gıda maddeleri olan yaş ve kuru sebze, bakliyatlar ile meyvenin  fiyatı katladı. Yani, vatandaş yemesin  veya nasılsa ramazanda  mecbur alacak diyenler fırsatı ganimet bildiler.

Ancak sözüm ona bunları yapanların çoğu yarın yoksullara yardım ve fitre zekat verme yarışına girecekler. Yani vatandaştan aldığının binde birini geri dağıtacaklar. Bu nasıl yardım aklım almıyor. Yani önce al sonra , işte ben vatandaşa yardım yapıyorum diye ,ortaya çık.

Aslına bakarsan, ramazan ayında her şeyin fiyatı düşmesi gerekir. İnsanlar alıp yiyebilsin orucunu tutsun, aç karnına karnı doymadan sağdan soldan gelen yardımlarla kaç gün yiyip, kaç gün oruç tutacak?

Aslında bu ramazan konusunu  çok derinlere dalarak yazmak gerekir. Ancak her nedense bende biraz sabır kalmamış. Çünkü geçmiş ramazanlar ile o günün Gaziantep’i ve o insanlarını  göz önüne getirince, gerçek oruç tutanlar ile gerçek ramazanı karşılayan iyilik sever insanları hatırlayınca, ramazanı da  artık göstermelik bir sembol haline getirdiklerine inanmaya başladım.

Çünkü Gaziantepliler ve Gaziantep de yaşayanlar bilirler. Geçmişte bir mahalle ve sokakta fakir zengin diye ayırt etmek mümkün değildi. Çünkü fakirinde kazanı kaynar zengininde kazanı kaynardı. Ama o insanlar paylaşımcı olduğu için pişirdiği yemekten bir birlerine birer tabak ikram etti mi, iftar ve sahur da insanların sofralarında çeşit çeşit yiyecekler olur, bazen de toplanarak her gün bir evin avlusunda iftar açarlardı. İşte geçmişe dönük ramazanlar ile insanları göz önüne getirip  yazmaya başlayınca, sanki ramazan değil de kıtlık yıllarında yaşayan bir toplum aklıma geliyor. Her şeyin çok olduğu ve bazı kesimlerin  alım gücünün kısıtlanması ve ramazanı fırsat bilip zam  yapanlara diyecek çok şey var. Ama yazamıyorum.