İhtişamı Sadelikte Buldum

Bazı insanlar vardır; sessizdir, sade görünür ama içlerinde bir evren taşırlar. Gösterişsizdirler ama zarafetleriyle göz alırlar. Onların ışıltısı pahalı kıyafetlerden, abartılı sözlerden değil; duruluklarından gelir. Çünkü sadelik, karakterin en rafine halidir.

Ben duruluğu seviyorum. Sade bir kahvenin sıcaklığında, içten bir bakışta, gösterişsiz ama derin bir kelimede buluyorum onu. İhtişamı sadelikten alan duruşları seviyorum. Gürültüye değil öz’e yaslanan, kalabalıkta kaybolmayan, kendi iç sesinin yankısında güç bulan ruhları…

Az rastlanır o karakterler. Taviz vermezler, ama kibirle değil, öz saygıyla. Asaletleri giyimleriyle değil, cümleleriyle belli olur. Bir ortamda sessiz kalsalar bile, o sessizliklerinde bile bir ağırlık, bir denge vardır.

Ve ben, her şeye rağmen kendinden emin kalabilen insanlara hayranım.

Herkese hitap eden genel geçer karakterler ilgimi çekmiyor. Çünkü onlar güvenli, risksiz ve derinliksizdir. Oysa ben, ufkumu genişleten insanlara çekilirim. Zekâsıyla, farkındalığıyla farklı düşünebilme cesaretiyle yeni pencereler açan insanlara. Parlak bir zekâ, kibirli olmadan da büyüleyici olabilir; yeter ki o ışık içten gelsin.
Karşılaşması zor, belki bir ömür sürecek kadar ender… Ama ben o az rastlanır duruluğu, o karakterli asaleti, o ufuk açıcı zihinleri seviyorum.
Çünkü biliyorum, kalabalığın içinde değil, kendi ışığında parlayanların hikâyesi kalıcıdır.
Sadelikte saklı olan o ihtişam, kalabalığın unuttuğu en asil detaydır.