İlişki yönetiminde duygusal zekanın 4 anahtar aşaması

Değerli Dostlarım,

Eğitim programını tamamladım! Artık koçluk okulunda asistanlık yapıyorum :) 1 yıl önce bugün kim derdi ki büyüme yolculuğumda bir evre daha ilerleyip profesyonel koç olacağım? Hatta bir de bu işin okulunda asistanlık yapacağım! Hayallerim beni buraya getirdi ve buradan da yaşamımın sonraki evrelerine keyifle götüreceğine olan inancım sonsuz. Kendime kocaman bir AFERİN diyor ve bugünkü yazıma başlıyorum :)

Bu duygusal zeka mevzusuna takılmış durumdayım. Neden mi? Çünkü hala bu konuda netleşmeye ihtiyacım var sanırım. Sizin de varsa buyurun konuya birlikte büyüteç tutalım.

Duygusal zeka, duygularımızı bize hizmet edecek şekilde kullanabilmekle ilgili. Geçmiş yazılarımdan hatırlarsınız. Duygularımızın arkasındaki yaratıcı güç düşüncelerimiz. Kendimizde veya etrafımızda olan bitenleri önce zihnimizin süzgecinden geçiriyoruz, süzgeçten elimizde kalanlarla bu olaylara bir anlam yüklüyoruz ve bu anlamlar bizdeki duyguları tetikliyor.

Peki tetiklenen bu duyguları kendimize ve çevremize en hayrı dokunacak şekilde nasıl yönetebiliriz? Bunun için lütfen aşağıdaki 4 kritik aşamayı dikkatlice okuyunuz:

1. AŞAMA: Duygularımızı yönetebilmek için öncelikle DUYGULARIMIZI TANIMALIYIZ. Lütfen not alın: Yaşantımızda olan bitenler bizim seçimlerimiz ile şekilleniyor. Seçimlerimizi tetikleyen en önemli olguların başında duygularımız geliyor. Dolayısıyla lütfen öncelikle kendi duygularınızı tanıyın ve onlarla kucaklaşın.

2. AŞAMA: KENDİ DUYGULARIMIZI tanıdıktan sonraki aşama onları YÖNETEBİLMEK. Düşünceleriniz ne kadar öğrenen zihniyetten gelir ve verilere dayanırsa duygularınız o kadar rahat yönetilebilir olur. Duygularınızı tanıyabilmek ve yönetebilmek için lütfen zihniyet yapınızın farkında olun. Bunun detaylarını geçmiş haftalardaki yazılarımda bulabilirsiniz.

3. AŞAMA: BAŞKALARININ DUYGULARINI anlamak. Yani empati.

4. AŞAMA: İşte burası ilişki yönetimindeki duygusal zekanın en can alıcı noktası. Size şöyle bir sorum var: Bu 4. aşamada, yani kendi duygularımızı anladığımız, yönetebildiğimiz ve başkalarının duygularını da görebildiğimiz aşamada, çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizi doyumlu ve keyifli şekilde yönetebilmek adına, kendi duygularımızı mı yönetmeye odaklanmalıyız? Yoksa etrafımızdaki insanların duygularını kendi istediğimiz yöne doğru evirmeye mi çalışmalıyız?

Bu sorunun cevabını vermeden evvel bir parantez açalım.

Genelde çevrenizden duyarsınız?

“Evlendikten sonra eşimi değiştiririm dedim, değiştiremedim.”

“Ortağımla bir yola çıktık. Anlaşıp anlaşamayacağımızdan emin değildim. İşe başlayalım, hallederim dedim, olmadı.”

İnsanlarla ilişkiye başladığımızda onların hoşlanmadığımız tarafları olabiliyor ve zaman içinde onları değiştirebileceğimiz yanılgısına düşüyoruz. Duygusal zekanın en önemli göstergesi burada ortaya çıkıyor. Değiştirebileceğimiz bir kişi var, o da kendimiz! Başkalarını değiştirmemiz mümkün değil. Yukarıda duygusal zekanın 4. aşamasındaki sorunun cevabı şu: Kendi duygularımızı ve başkalarının duygularını fark ettikten sonra tek yapmamız gereken, bu farkındalıklarla ilişkiyi yönetmektir. Karşımızdaki insanın duygularını yönlendirebileceğimizi düşünmek nafile bir çabadan farksızdır. Zira bir insanın duyguları, etrafında olan biten veya dışarıdan gelen etkiler ve yönlendirmelerle değil, kendi içindeki işletim sistemi vasıtasıyla oluşur. Dolayısıyla herhangi bir kişinin duygularını değiştirebilecek tek kişi yine kişinin kendisidir.

Bu farkındalık bize nasıl hizmet eder? İş yerlerini, sokakları, aileleri, okulları, kısaca insanların toplu halde vakit geçirdiği tüm sistemleri düşünün. İnsanlar arasındaki anlaşmazlıklar, yukarıda paylaştığım 4 basamaktan birinde veya birkaçında çıkan arızadan kaynaklanır. Çevresiyle iyi anlaşabilen kişiler, ekseriyetle kendi duygularını iyi tanıyan ve yönetebilen ve bununla birlikte başkalarının duygularını da önemseyen ve görebilen kimselerdir. Bu kişiler, duygularla ilgili edindikleri bu hazine değerindeki farkındalık ile etrafındaki insanlarla olan ilişkilerini yönetirler. Bu kişiler, etrafındaki insanları, kendilerinden farklı düşündükleri ve hissettikleri için hırpalamazlar, aksine onlarla dans edercesine ahenkli bir ilişki kurmayı başarırlar.

Peki bu insanlar hiç mi kimseyle ters düşmezler? Sorun yaşamazlar? Yaşarlar tabi. Bu genelde, değerleri karşısındaki kişiyle örtüşmediği, çatıştığı zamanlar olur. Bu gibi durumlarda insanlar ilişki kurmakta zorlanırlar veya kurmamayı tercih ederler.

İlişki yönetimi için paylaştığım bu 4 anahtar ilkenin size, çevrenizle iyi ilişkiler kurup sürdürebilmeniz adına rehber olmasını diliyorum.

“Gülümsemek, iki insan arasındaki en kısa mesafedir.”  Victor Borqe