Hatta zaman zaman kendi sınırlarını çiğnetmek pahasına ‘’idare etmek’’.
Çünkü öğretilmiş bir inanç var içimizde: Sevilmek için önce iyi olmalısın. Hatta fazla iyi.
Ama kimse söylemiyor: Her ‘’iyi’’ olma çabası biraz kendinden eksiltmek demek. Her görmezden geliş, içten içe bir yara. Ve zamanla o yara büyüyor, seni sen olmaktan uzaklaştırıyor.
İlişkide iyi olmak, çoğu zaman kendini yok saymakla karıştırılıyor.
Oysa bir ilişki, iki kişinin de var olabildiği bir alan olmalı. Fikirlerin, duyguların, tepkilerin, isyanların da yer bulmalı. ‘’Hayır’’ dediğin anlar, kızgınlıkların, anlaşılmak istemen…
Tüm bunlar ‘’ iyi’’ olmaman değil, gerçek olman demek.
Bazen iyi olmamayı göze almak gerekir. Çünkü sınır çizmek, karşı koymak, hayal kırıklığı yaratmak da ilişkiyi besleyebilir. Gerçek samimiyet, maskesizliğin, içinde filizlenir. İlişkide her şeyin yolunda gitmesi, her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez. Bazen bir şeyin bozulması, iyileşmenin başlangıcıdır.
İlişkiler fedakârlık ister, evet. Ama sürekli fedakârlık, bir tarafın kendinden vazgeçmesine dönüşüyorsa orada durmak gerekir. Çünkü kimse senin ‘’iyi haline’’ değil, senin gerçeğine bakar, aşık olur.
O yüzden bu yazıyı okuyan her kalbe seslenmek istiyorum:
İlişkide iyi olmak zorunda değilsin. Gerçek ol, yapabileceğinden fazlasını yapma, alma - verme dengeni yarat. Yeter!
Bazı çiçekler sadece güneşte açmaz,
Kimi, fırtınayla büyür; kimi, toprağın en karanlık yerinde filizlenir.
Sen de öyle…
Hep güneş olmaya çalışma.
Bazen bulut ol, bazen yağmur.
Bazen rüzgâr gibi savur, savrul.
Çünkü gerçek sevgi, sadece ışığı değil, gölgeyi de sever.
Ve unutma…
Bir ilişkide bahçeyi korumak istiyorsan, önce kendi köklerinden vazgeçmeyeceksin.