Bu yılın Ahmet Necdet şiir ödülü sonuçlarını okurken, kendimi 10 yıl gerilerde buldum. Bir akşam Sevgili Şairle eşi, eşimle beni evinde konuklamıştı.
Ne güzel şiirli bir gece geçirmiştik.
Sonra Cumhuriyet Lokantasında buluşmuştuk. Evdeki denli şiir dolu olmasa da, söyleşi güzelliğiyle donanmış bir geceyi yaşamıştık yine aynı dörtlü.
***
Ahmet Necdet’in şiirini severim. Onun saray şiirinden süzme ironik çağdaş şiirinden aldığım tadı başka kaç şairden alabilmişimdir ki?
Hele bir bir “Kün” şiiri var ki, “Akşam olsa da yatsak, sabah olsa da kalksak”ı nasıl da nakışlamıştır. Bu sözleri konuşuk arasında kullansanız karşınızdaki kişi sizi hafifser. Utanırsınız. Ahmet Necdet ise simyacı ustalığıyla altın kaplama şiire dönüştürmüştür bunu.
Haydi paylaşalım:
“KÜN
Şu günler bir tuhafım: Düş kurmak bana yasak
Cehennem "ben"mi / yoksa "başkası" mı Cehennem?
Ağzım pas tutmuş kilit / dilim körelmiş bıçak
Gölgeme ters düşüyor bir yazgı gibi gövdem
Haydiii büyük harflerle ve çığlıklar atarak:
AKŞAM OLSA DA YATSAK / SABAH OLSA DA KALKSAK
Ne "tek"lik ne de çokluk bırakıldığım dünya
Ussal dayanağım yok: Hem suçsuzum hem kurban
Ben miyim bir hiçliği sonsuz yansıtan ayna
Kendini aşmak için her gün yeniden kuran?
Haydiii büyük harflerle ve 'ayağa kalkarak':
AKŞAM OLSA DA YATSAK / SABAH OLSA DA KALKSAK
"Dün" yoktu "yarın" var mı? bu bir çin işkencesi
Yeniden bana döndü göğüslediğim her taş
Sırtımda bir dervişin yalnızlık elbisesi
Şiiri mülk edindim acıyla sarmaş dolaş
Haydiii büyük harflerle ve şapka çıkararak:
AKŞAM OLSA DA YATSAK / SABAH OLSA DA KALKSAK
Senin "yıkım"ın işte "şimdi"yi sorgulamak
Anladım: Herkes bana hep ben olmayan bir ben
Her "geçmiş" yiten ırmak / her aşk kendine tuzak
Yine de kahramanca / "saçma"ya baş eğmeden
Haydiii büyük harflerle ve kadeh kaldırarak:
AKŞAM OLSA DA YATSAK / SABAH OLSA DA KALKSAK”
***
Birkaç yıl önce TUDEM ödülümü almak için İstanbul Kitap Fuarına katıldığımda karşılaşmıştık. Çok içtenlikli babacan biri elimi öylesine hararetle sıkarak kutlamıştı ki beni…
Bu güzel insanı çıkartamamıştım nasılsa. “Yaşlandım mı? Bunamaya mı başladım?..” derken o gülümsemişti.
“Tanıyamadın galiba beni Fevzi” dedi. “Ben Ahmet Necdet…”
Ah, mahcubiyet dolu bir ağlamakla dolusayarak nasıl da sarılmıştım ona.
***
Sonra ölüm haberini aldım.
“Her ölüm erken ölümdür “der ya Cemal Süreya. Ahmet Necdet ustanınki de çok erken ölümdü canım.
İnsanın isyan edesi geliyor bu haksızlığa. “Şu defterine iyi bak hele Azrail!” diye kafa tutası geliyor. Ahmet Necdet’e gelinceye kadar daha niceleri var sırada!”
Işıklar içinde yat güzel şair! Her zaman okunacak, her zaman anımsanacaksın!