Karşımıza taptığı ya da söylediği şeyin bizi nasıl hissettireceğini düşünen insanlar çıksın inşallah.
Ne büyük bir dua aslında.
Ne büyük bir ihtiyaç
Çünkü mesela ne söylenildiği değil çoğu zaman…
Nasıl hissettirdiği.
Bir cümle vardır, doğru kelimelerle kurulmuştur ama kalbi yoktur.
Bir davranış vardır, mantıklıdır ama içinde incelik yoktur.
Ve insan bazen yapılanı değil, yapılırken kendini nasıl hissettiğini hatırlar.
İncelik, yüksek sesli bir erdem değildir.
Bağırmaz, gösteriş yapmaz, sosyal medyada ilan edilmez.
İncelik; mesaj atmadan önce ‘’Acaba bu onu üzer mi?’’ diye bir saniye durmaktır.
Bir tartışmada haklı olmayı değil, kırmamayı seçmektir.
Bir suskunlukta karşı taraf cezalandırmak yerine, onu merakta bırakmamayı düşünmektir.
Çünkü gerçek sevgi, empatiyle ölçülür.
Gerçek bağ, hassasiyetle büyür.
Bugün ilişkilerin en büyük yorgunluğu şu: Herkes kendini anlatmakta usta, ama karşısındakini hissetmekte çırak.
Oysa bir insanı sevmek; onun hassas yerlerini bilmek, oraya basmamayı seçmektir.
Kimi insanlar düşünmeden konuşur.
Kimi insanlar konuşmadan kırar.
Kimi insanlar da vardır…
Söylemeden önce tartar, yapmadan önce hisseder.
İşte biz o insanlara rastlayalım.
Bizi manipüle etmeye çalışanlara değil, güveni tutarlılıkla inşa edenlere.
Çünkü insan yoruluyor…
Sürekli güçlü olmaktan, sürekli tolere etmekten, sürekli ‘’boş ver’’ demekten.
Bazen sadece biri çıksın istiyor insan hayatına… Ve desin ki:
‘’Ben seni incitmek istemem.’’
İncelik lüks değildir.
Olgunluktur. Karakterdir. Sevginin görünmeyen yüzüdür.
Ve belkide en büyük dua şudur: Karşımıza kalbi düşünceli inşalar çıksın.
Çünkü düşünülmek, sevilmenin en sessiz ama en güçlü kanıtıdır.