Hayat kimseye bir ‘’deşarj alanı’’ borçlu değil; insanlar da kimsenin öfke boşaltma istasyonu değildir.
Ne var ki günümüzde, kendiyle yüzleşemeyen birçok insan, en kolay yolu seçiyor: yükünü başkasının sırtına bırakmak. Sinirini, kırgınlığını, tahammülsüzlüğünü, travmalarını…
Sonra da buna ‘’samimiyet’’ ya da ‘’içtenlik’’ diyor.
Oysa samimiyet, can yakmak değildir. Samimiyet, karşısındakini yormadan var olabilmektir.
İnsan insana sığınmak için gelir; ama sığınmakla yıkmak arasındaki çizgi çok incedir.
Sana gelen biri, sende biraz huzur bulmalı.
Bir nefes almalı, toparlanmalı, hafiflemeli.
Senin enerjinden güç almalı; seni tüketmemeli.
Çünkü sağlıklı ilişkilerde yük paylaşılır, yük devredilmez.
Kimse kendi çözmediği sorunların faturasını başkasına kesemez.
Birinin kötü bir günü olabilir. Birinin canı yanmış olabilir. Ama bu, karşısındakini hırpalama hakkı vermez.
Empati, sabır ya da anlayış adı altında sınırların ihlal edilmesi, nezaket değildir.
İnsan insana dinlenmek için gelmeli. Sözleriyle dinlendirmeli, varlığıyla rahatlamalı. Yan yana gelindiğinde hayat biraz daha katlanılır olmalı.
Ve belki de en önemlisi şudur: Kendini korumak bencillik değil, bilinçtir.
Herkesin yükünü sırtlananlar, bir gün kendi ağırlığı altında ezilir.
O yüzden artık şunu bilmek gerekiyor: Kimsenin sinirini, taşımak zorunda değilsin.
Kimsenin şahsi savaşlarının cephesi olmak zorunda hiç değilsin.
İnsan insana yaraya tuz basmak için değil, yarayı sarmak için gelmeli.