İyi niyetini güç sanırlar, sessizliğini kabulleniş, anlayışını mecburiyet, halden anlamasını ‘’nasıl olsa idare eder’’ diye okurlar.
Ve işte tam o noktada bir yanılgı başlar: ‘’İyi niyetli diye onu sonuna kadar kullanabilirim.’’
Bir insanın iyi olması, onun sınırsız ve dayanıklı olduğu anlamına gelmez. Bir insanın sabırlı olması, onun duygusuz olduğu anlamına gelmez. Bir insanın sessiz kalması, haksızlığı kabul ettiği anlamına hiç gelmez.
İyi niyet; bir insanın en zarif, en temiz tarafıdır. Ama bu temizlik çoğu zaman yanlış kişilerin kirli ellerine değer. Çünkü bazı insanlar anlamaz: İyi niyetli olmak ‘’kullanılabilir’’ olmak değildir.
Herkesin bir dayanma eşiği vardır.
Herkesin bir gün ‘’yetmedi’’ dediği bir an vardır.
Ve iyi niyetli insanlar o noktaya gelince sessizce çekip gider.
Ne kavga ederler, ne bağırırlar, ne açıklama yaparlar.
Çünkü onlar bilir: Kendini anlatmak zorunda bırakan kimse zaten anlamayı istemiyordur.
Kimse kimsenin iyi niyetini sömürmek zorunda değil.
Kimse kimsenin gönül genişliğini yük gibi sırtına bindiremez.
Bir insan iyi diye ona daha çok yüklenilmez.
Tam aksine, iyi niyeti olan insana en çok kıymet göstermek gerekir.
Ama çoğu zaman insan bunu fark etmez.
Ancak kaybettikten sonra anlarlar: İyi niyetli insanın yokluğu, varlığından çok daha yüksek sesle konuşur.
Ve o ses şöyle der:
‘’Ben kötü değildim, sadece yanlış kişilere iyi geldim.’’
Sen yine iyi kal, ama kimsenin deposu, çöp kutusu, arka planı olma.
İyi niyetini koru; fakat unutmadan: sınırı olmayan iyi niyet, insanı iyilikten değil, kendinden eder.