KADER..

İnsanoğlunun yüzyıllardır anlamaya çalıştığı, kimi zaman sığındığı, kimi zaman isyan ettiği, kimi zaman da olup biten her şeyin açıklamasını bulduğu bir kelime.
“Kadermiş…”
Ne kadar kolay söylüyoruz.
Olmayan bir işin, kaçırılan bir fırsatın, beklenmedik bir karşılaşmanın, bir ayrılığın, bir hastalığın, bir başarının hatta bazen kendi yanlışlarımızın bile arkasına bu kelimeyi koyabiliyoruz.
Peki gerçekten kader mi?
Yoksa bizim seçimlerimiz, tercihlerimiz, ihmallerimiz ve cesaret edemediklerimiz de kader dediğimiz hayatın bir parçası mı?
Belki de kaderi yalnızca başımıza gelenlerde değil, başımıza gelenler karşısında ne yaptığımızda aramak gerekir.
İnsan doğacağı yeri, ailesini, zamanını ve başlangıç koşullarını seçemez.
Ama hayatının her aşamasında, bütün koşullara rağmen, küçük de olsa bazı seçimler yapar.
Bir adım atar ya da atmaz.
Susar ya da konuşur.
Affeder ya da öfkesini büyütür.
Çalışır ya da bekler.
Bir insanın elini tutar ya da yalnızca “kader” deyip geçer.
İşte belki de kader ile iradenin kesiştiği yer tam burasıdır.
Hayat bize her zaman istediğimiz yolu açmaz. Bazen önümüze hiç hesapta olmayan bir yol çıkar. Bazen yıllarca emek verdiğimiz bir şey elimizden kayıp gider. Bazen de hiç ummadığımız bir kapı açılır.
Biz bunların bir bölümüne “tesadüf”, bir bölümüne “talih”, bir bölümüne “kader” deriz.
Oysa isim ne olursa olsun, asıl mesele insanın o anda ne yaptığıdır.
Çünkü aynı olay iki insanın hayatında bambaşka sonuçlar doğurabilir.
Birisi yaşadığı hayal kırıklığından sonra içine kapanır.
Bir diğeri aynı hayal kırıklığını yeniden başlamak için bir neden kabul eder.
Birisi kaybettiği şeyin arkasından yıllarca bakar.
Bir diğeri önündeki yeni yola yönelir.
Öyleyse kader yalnızca başımıza gelenler değildir.
Belki biraz da başımıza gelenlerle ne yaptığımızdır.
Hayatın bize dağıttığı kartları değiştirme gücümüz her zaman olmayabilir. Ama o kartlarla nasıl oynayacağımız konusunda söz hakkımız vardır.
Bunu söylerken elbette insan iradesini sınırsız görmüyorum.
Hayatta kontrolümüz dışında gelişen o kadar çok şey var ki…
Bir saniye önce var olan bir düzen, bir telefonla değişebilir.
Bir karşılaşma yılların yönünü değiştirebilir.
Bir kayıp, insanın dünyaya bakışını yeniden kurabilir.
Bazen bütün tedbirlerimize rağmen hayat kendi bildiğini okur.
İşte kader dediğimiz bilinmezlik biraz da burada başlar.
Belki insanın yapması gereken, kader ile mücadele etmek ya da kaderin önünde teslimiyetle eğilmek değil; kendi sorumluluğunu bilerek hayatın getirdiklerini karşılayabilmektir.
Çünkü her şeyi kadere yüklemek, insanın kendi sorumluluğundan kaçmasının da en kolay yolu olabilir.
“Böyle olması gerekiyormuş.”Belki gerçekten gerekiyordu.
Ama önce kendimize sormamız gerekmez mi:
Ben bunun olması için ne yaptım? Ya da daha önemlisi:Bundan sonra ne yapacağım?
Hayat geriye doğru okunur, fakat ileriye doğru yaşanır.
Geçmişte yaşananları değiştiremeyiz.
Fakat geçmişten aldığımız derslerle geleceğe başka bir yön verebiliriz.
Belki kader dediğimiz şey, insanın karşısına çıkan bütün yolların toplamıdır.
İrade ise o yollardan hangisine yürüyeceğimize dair verdiğimiz karar…
Bazen yolumuzu biz seçeriz.Bazen yol bizi seçer.Bazen de ikisi birbirine karışır.
Sonunda dönüp geriye baktığımızda, “Demek kaderim böyleymiş” deriz.
Belki de kader, hayatın bize yazdığı tek bir metin değildir.
Belki hayat; kader, tesadüf, seçim ve çabanın birlikte yazıldığı uzun bir hikâyedir.
Ve o hikâyenin son cümlesi yazılıncaya kadar
İnsanın elinde hâlâ bir kalem vardır.
Belki de asıl mesele budur.“Kaderimizi değiştiremeyeceğimiz anlar olabilir. Ama kader dediğimiz hayatın içinde, insanlığımızı ve irademizi kaybetmemek hâlâ bizim elimizdedir.”
Ama “kader” yazısının sonuna koyunca öyle güzel bir kapı açılıyor ki…
Kader ne olursa olsun, insanın önünde bir tercih kalır: ÇARE.
Çaresizliği kabullenmek mi, çareyi aramak mı?
İşte orada söz yine insana aittir.
Ve nokta:
KADER ne kadar yazılmış olursa olsun,
Çaresiz değilsiniz,ÇARE SİZSİNİZ...
Yük.İnş.Müh./Hukukçu/Siyaset Blm.ve U.A.İlşk.Uzmanı M.SAİT KÖSE