Kafam İnsan Kaldırmıyor Yavrum

Hani parklarda oturan, bastonunu yana dayamış bir dede olur…
Yanından geçen toruna benzeyen bir çocuğa, hafif tebessümle ‘’Kafam insan kaldırmıyor yavrum’’ der.
İşte ben o dedenin cümlesine genç yaşta omuz verdim sanırım. Henüz bastonum yok ama ruhumda ince bir yorgunluk, gözlerimde ‘’yeter artık’’ diyen bir sükûnet var.
Dışarıdan bakınca hala genç, hala güçlü, hala hayallerin peşinde koşan biri olarak görünüyorum. Ama içimde başka bir şey var:
İnsan kalabalığından, bitmeyen laflardan, gereksiz tartışmalardan, içi boş cümlelerden yorulan bir taraf…
Sanki yılların deneyimiyle süzülmüş bir bilgelik erken vakitte çökmüş gibi.
Eskiden her insanı anlamaya çalışırdım. Artık bazısını anlamaya değil, uzakta tutmaya çalışıyorum.
Eskiden herkesle konuşabilirdim. Şimdi ‘’iki cümlede kendini belli edenlere’’ teşekkür edip uzaklaşıyorum. Hayatın bana öğrettiği bir gerçek var: Bazı insanlar kafa kaldırmaz.
Bu bir kibir değil, bir savunma mekanizması da değil.
Bu, karakterine yatırım yapanların, kalbini yormak istemeyenlerin, kendi iç huzurunu her şeyden üstün tutanların doğal filtresi.
Yıllarca anlatmaya çalıştığın şeyin bir bakışta anlaşıldığını görmek istiyor insan.
Bir niyetin yüzüne vurduğunu, bir sözün arkasındaki boşluğu fak edince yorgun düşüyorsun.
Belki erken yaşta yoruldum…
Belki de zamanında yorulanlardan sadece daha erken farkına vardım.
Çünkü bilgelik bazen yaşla değil, yenilen hayal kırıklıklarıyla, ödenen bedellerle, fazla verilen emekle geliyor.
Ve işte bu yüzden…
Bugün kendime küçük bir itirafım var:
‘’Kafam insan kaldırmıyor yavrum.’’
Ama gönlüm hala güzel insanlara açık. Sadece kapıda artık bir filtre var; adı da öz değer.