Kendi Hayatında Figüran Olmak

Kendisi için bile çok kısa olan bu hayatta, başkaları için yaşamak…
Başkalarını memnun etme gayesini bir yaşam biçimine dönüştürmek…
İnsanın kendi benliğine uyguladığı en dramatik en sessiz travmadır bu.
Çünkü kimse ‘’benliğinden vazgeçtiğin için’’ sana madalya takmaz.
Kimse ‘’ kendini geri plana attığın için’’ seni daha çok sevmez.
Aksine; ne kadar çok eğilirsen, o kadar sıradanlaşırsın.
Ne kadar çok susarsan, o kadar görünmez olursun.
İnsan, başkalarının beklentilerine göre şekillendikçe kendisini kaybetmeye başlar.
Önce sınırlarını esnetir, sonra hayallerini küçültür, en sonunda da kendi iç sesini tanıyamaz hale gelir.
‘’Ben böyleyim diyemeyen insan, herkes ne ister? sorusuyla yaşlanır.
Memnun etme çabası, masum bir iyilik değildir çoğu zaman. Bir hayatta kalma stratejisidir. Sevilmek için kendinden vazgeçmenin, terk edilmemek için kendinden vazgeçmenin, terk edilmemek için ruhunu rehin vermenin başka bir adıdır.
Oysa gerçek sevgi; kendini saklamadan var olabildiğin yerde filizlenir.
Gerçek bağ; rol yapmadığın, küçülmediğin, susmak zorunda kalmadığın yerde kurulur.
Kendin olmaktan vazgeçerek kazandığını sandığın her ilişki, seni biraz daha eksiltir.
Ve günün sonunda, etrafın doluyken bile içinde kocaman bir boşlukla baş başa kalırsın.
Hayat çok kısa.
Başkalarının beklentilerine göre yaşanamayacak kadar kısa.
Bir başkasının huzuru için kendi iç savaşını sürdürmek, hiçbir erdem değildir.
Bazen en büyük cesaret; ‘’Ben bunu istemiyorum’’ diyebilmektir.
Bazen en sağlıklı karar; herkesi memnun etmeyi bırakıp kendinle barışmaktır.
Çünkü insan, kendine yabancılaştığı bir hayatta ne mutlu olabilir ne de gerçekten sevilir.