Ben hep şunu isterdim: Biri, benim sevdiğim gibi beni sevsin. Benim kadar içten, benim kadar cesur, benim kadar emekle.
Sevdiğimde sakınmam. Küsmem anlatmadan. Susmam dinlemeden. Vazgeçmem denemeden. Benim sevgim kolay değil; ama temiz. Hesapsız, karşılıksız, abartısız ama gerçek.
Ne var ki çoğu insan, böyle bir sevgiyi görünce kıymet bilmek yerine, rahatlık zanneder. Sıcaklığı suiistimal eder. Samimiyeti hafife alır. Kalbin iyi niyetini ‘’nasıl olsa gitmez’’ diye yorumlar. Oysa bilmezler. Gidenin değil, kıymet bilmeyenin kaybıdır bu.
Ben birini severken ardıma bakmadan severim. Onu seçerim, onun yanında dururum, onunla büyürüm, onunla düşer yine onunla kalkarım. Zor günlerinde elinden tutarım, iyi günlerinde konuşmadan hissederim. Çünkü sevdiğim insan benim için sadece bir kalp meselesi değil, bir karakter seçimidir.
Ve içimde bir dilek hep sessizce bekler: ‘’Keşke biri de beni böyle sevse…’’
Aynı sadakatle, aynı özenle, aynı niyetle. Ben neyi seviyorsam, o da içtence karşılık verebilse.
Sadece güzel zamanlarda değil, fırtınalarda da elimden tutabilse.
Sevmek zaten bir mucize…
Ama iki insanın aynı derinlikte sevmesi tam bir lütuf.
Çoğu çift yarım kalıyor çünkü biri çok severken, diğeri idare ediyor, biri emek verirken diğeri alışıyor, biri bağ kurarken diğeri sadece ilişki sürdürüyor.
Herkes benim gibi sevmeyi bilmez. Bu bir eksiklik değil, bir gerçeklik.
Ama yine de umudum var.
Bir yerlerde, aynı yürek tonuna sahip biri mutlaka vardır.
Ben nasıl seviyorsam öyle sevmeyi bilen.
Hem kalbiyle hem emeğiyle gelen. Benim sevgimi hafife almayan, yormayan, eksiltmeyen, beni ilişkide gören…
Ve o gün geldiğinde, anlarım: Meğer mesele sevilmek değilmiş, mesele doğru kişi tarafından sevilmekmiş.