Derviş:
Suya düşen akrebi kurtarmak ister,elini uzatınca akrep sokar;
Derviş tekrar dener,akrep yine sokar.Bunu görenler dayanamayıp dervişe:'iyilik yapmak istediğin halde sana zarar verene daha ne diye yardım edersin?'derler.
Dervişin cevabı çok manidardır:
-akrebin fıtratında sokmak var,benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek,merhamet etmek;o fıtratının gereğini yapıyor diye ben niye fıtratımı değiştireyim?'
İnsanlığın en önemli vazifelerinden biri de iyilik yapmaktır.
İyilik yapmanın ayrımı olamaz,insana,hayvana ve tüm yaratılmış olan herşeye...
İyilik,insanlığın en güzel meziyetlerindendir.
Eflatunun dediği gibi;Kötülük edebilmek ellerinde iken bütün ömrünü doğrulukla geçirmek
çok güç ve övmeye değer bir şeydir.
Size zorbalık yapana iyilik ile karşılık vermeniz,sizin en güzel meziyet ve ahlaka sahip olduğunuzun göstergesidir.Ben bunları söylerken belki de aklınıza şu gelmiş olabilir;'ya kardeşim iyi niyetli olunca,iyilik yapınca insanlar suistimal ediyor,saflığa vurduruyor.'diye düşünebilirsiniz.
Evet bazı kimselerce; İyiliğe ve safi,garazsız, temiz olan niyete sahip olmak,'o saf birşey hiç bir şey bilmiyor gibi'o insanın, güzel zaafını aşağılayıcı algılanması, hakikaten taaccübüme gitmiştir.Kimseyi hafife almayınız,çünkü her insan okunması gereken bir kitap ve içi nice sırlarla dolu büyük bir hazinedir.
Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi; 'Kainatı küçültsen, insan olur; insanı büyültsen kainat olur.'
Şunu çok seviyorum,etrafıma baktığımda her insanın farklı olması,farklı düşünmesi,olaylara farklı açıdan yaklaşıyor olması cenabı hakkın en güzel sanatıdır. Herkes tek ırk,tek millet,tek mezhep,tek kabile,tek düşünce olsaydı bu hayat çekilmez hale gelebilirdi.
Renklerin çeşiti nasıl mutlu ediyorsa,aynı şekilde hayattaki farklılıkların nev'i çeşiti de bizi mutlu etmeli.Konuya döndüğümüzde;Evet iyi niyetin suiistimal edildiğini düşünerek iyilik yapmaktan kendini beri kılan,bu tarz zihniyete sahip kimseler, iyilik yapmanın lezzetine varamamış ve o masumiyete sahip olmaktan nasibini almamış kişilerdir.
Birgün Eshâb-ı kirâm Resûlullah’dan (s.a.v.) Hz. Ali’yi çok sevmelerinin sebebini sordular.
Server-i âlem: “Varın Ali’yi çağırın!” buyurdular.
Eshâb-ı kirâmdan birisi Hz. Ali’yi çağırmaya gitti.
Habîb-i Ekrem, Hz. Ali gelmeden Eshâbına: “Ey Eshâbım! Siz birisine iyilik etseniz,
o size karşılık olarak kötülük yapsa ne yaparsınız?” buyurdular.
Eshâb-ı kirâm: “Yine iyilik ederiz” dediler.
Resûl-i Ekrem “O kimse yine size kötülük yaparsa ne yaparsınız?” buyurdular.
Eshâb-ı kirâm: “Tekrar iyilik yaparız,” dediler.
Resûl-i -Ekrem: “Tekrar size kötülükte bulunursa, ne yaparsınız?” buyurunca “Eshâb-ı kirâm başlarını aşağı indirdiler, bir cevâb veremediler.
Hz. Ali geldi. Resûl-i Ekrem, Hz. Ali’ye
“Yâ Ali! Sen birisine iyilik etsen,
o sana kötülük yapsa, sen ne yaparsın!” buyurdular.
Hz. Ali: “İyilik yaparım” dedi.
Resûl-i Ekrem aynı soruyu yedi kere tekrarladı.
Hz. Ali hepsinde: “Yine iyilik yaparım,” diye cevap verdi.
Sonra ilâve ederek “O kimseye ben iyilik yaptıkça, o bana hep kötülükte bulunsa yine ben ona iyilik yaparım” dedi.
Bunun üzerine Eshâb-ı kirâm: “Yâ Resûlallah!
Hz. Ali’yi çok sevmenizin sebebini anladık, bu sevgiye lâyık olduğunu gördük” dediler ve Hz. Ali’ye duâ ettiler.
İyilik ve karekter sahibi kimse olmak insanın en güzel zinetidir.Öyle ziynet ki kim taksa ona yakışır...