Köy Yanarken Muhtar Saçını Taramış…

Gaziantep'te dün yangın vardı…
Ama belli ki birileri için yangın sadece yangın değildi; aynı zamanda iyi bir sahne dekoruydu.
Eskiler, "Köy yanarken muhtar saçını tararmış." demişti. Dün yaşananlara bakınca insan, bu sözün neden yıllardır dilden dile dolaştığını daha iyi anlıyor.
Halısarayı Sitesi'nde yükselen alevler, insanların işyerini, emeklerini, anılarını ve umutlarını sararken sosyal medyada bambaşka bir gündem oluştu. Yangının kendisi kadar konuşulan bir başka konu da Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz'ın paylaştığı görüntüler oldu.
Gaziantep'te günün en çok konuşulan başlıklarından biri, ne yazık ki yangının nasıl söndürüldüğü değil, o görüntülerdi.
Kimileri "Doğal bir paylaşım." dedi.
Kimileri ise "Vatandaş can derdindeyken başkan şov derdine düştü." yorumunu yaptı.
Ben ikinci görüşün neden bu kadar yayıldığını anlamakta zorlanmıyorum.
Çünkü afet anları, reklam filmi çekilecek zamanlar değildir.
Kriz yönetimi ile imaj yönetimi birbirine karıştırıldığında ortaya ne yazık ki vatandaşın vicdanında karşılık bulmayan görüntüler çıkar.
İnsan ister istemez düşünüyor...
Acaba o gün belediyede "Acil Durum Koordinasyon Merkezi" mi çalışıyordu, yoksa "Sosyal Medya İçerik Ekibi" mi?
Bazen bir görüntü, onlarca cümleden daha fazla şey anlatır.
Bazen de kameraya verilen bir poz, söylenmeyen bütün cümleleri vatandaşın zihninde tamamlar.
İşte tam da bu yüzden insanlar şu soruyu sormaya başladı:
Yangına mı yetişildi, yoksa kameraya mı?
Belki niyet bambaşkaydı.
Belki gerçekten sahadaydı.
Ama siyasette niyet kadar algı da önemlidir.
Ve görünen o ki, bu görüntüler Gaziantep'te "Başkan yine sahada." dedirtmekten çok, "Bu kadarına da gerek var mıydı?" sorusunu sordurdu.
Vatandaşın işyerinden duman yükselirken, sosyal medya paylaşımının estetiğiyle ilgilenildiği izlenimi oluşuyorsa, orada iletişim değil, iletişim kazası vardır.
Sosyal medya elbette önemli.
Yapılan hizmet anlatılmalı.
Çalışmalar paylaşılmalı.
Ancak felaket günlerinde en etkili paylaşım, kameraya dönüp konuşmak değil; vatandaşın omzuna dokunmaktır.
Çünkü objektifler gider.
Kameralar kapanır.
Videolar birkaç gün sonra unutulur.
Ama o gün yaşanan his, vatandaşın hafızasında yıllarca kalır.
Sayın Umut Yılmaz'a küçük bir tavsiyem var.
Eğer bu paylaşım biçimi bir iletişim danışmanının eseriyse, o masada acilen yeni bir değerlendirme yapılmalı.
Yok eğer fikir tamamen kendisine aitse, Gazianteplilerin bu görüntüleri nasıl okuduğunu dikkatle analiz etmesinde fayda var.
Çünkü halk, sanıldığı kadar kolay ikna olmaz.
Kimin gerçekten yangının içinde olduğunu da…
Kimin yangının önünde durup kameraya baktığını da…
Günü geldiğinde ayırt eder.