Bir gün, adam ormanda gezerken bir kelebeğin kozasından çıkmaya çalıştığını gördü. Kozasındaki küçük delikten çıkmaya çabalayan kelebeği saatlerce izledi.
Sonra adam, kelebeğin kozadan çıkmak için çabalamaktan vazgeçtiğini, gücünün kalmadığını düşündü. Kelebeğe yardım edeyim de kolayca çıksın diye düşündü ve kozadaki deliği daha rahat çıksın diye büyüttü.
Bu sayede kelebek kozasından kolayca çıkabildi. Fakat çıkmaya daha hazır değildi, bedeni hala kuru ve kanatları buruş buruştu. Adam, kelebeğin gücünü toplayıp, kanatlarını açıp, uçacağını düşünüyordu. Ama Kelebek kozasından zamanından önce çıkmıştı. Ne kadar çabalasa da uçamadı ve buruşmuş kanatlarıyla yerde sürünmeye devam etti.
Adam iyi niyetli bir şekilde kelebeğe yardım etmeyi istemişti ama bilmediği nokta; kelebeğin kozadan çıkmak için çabalaması, bedenindeki sıvının kanatlarına gitmesini ve bu sayede doğru zamanda kozasından çıktığında uçabilmesini sağlayacaktı.
Hayat akarken sarf edilen çabalar, uğraşlar bizi hayatımızdaki bir sonraki adıma hazırlar, gerekli güce ulaşmayı sağlar. Kendi kanatlarınızla uçmak isterseniz emek vermeniz, zorluklarla mücadele etmeniz gerekir. Çocuğunuzun her istediğini, iyi niyetle yerine getirir ve hayatın zorlukları ile karşılaşmasına izin vermezseniz, aslında zamanı geldiğinde kendi kanatları ile uçmasını engellemiş olursunuz.
////
Hisset
KÜÇÜK SOLGUN IŞIK
avluya sermişler onu incecik
karanlığa karşı ölgün bir umut
korkular sızmasın kapılarından
gündüzün köşelerinden geçiyor gece
kör bir yolcu gibi eli değnekli
yılgın lamba yanıtsız bir bilmece
küçük solgun ışık
denizden koptu elime kondu
öptüm sevdim yolcu ettim
etekleri taş doluydu
ölümcül yatıyordu düşlemin bittiği yerde
acılar kendini bulmanın yoluydu
kapıda köpek gibiydi karanlık
evdekiler düşlerinden koptu
yoruldu perdeler pencereler yırtık
saksıda sardunya bembeyaz öttü
sabah mı geliyordu gece mi bitti
yoruldu nöbette küçük solgun ışık
tan yerinde pembe yüzü tanrı'nın
dağların mavisinden bir umutsuz gibi geçti
yataklarında çocukların elleri taştan
ocaklar kararmış duvarlar karışık
yanıyor yine ülkelerin kalbi
ve o küçük solgun ışık
Hidayet KARAKUŞ
///
Gülümse
İngilizce biliyormuş
Temel Çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi Liverpool Limanı'na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz'e bağırdı:
- Tut şu halatı! İngiliz anlamadı bir şey..
Temel yine bağırdı: - Tut şu halatı! İngiliz'de gene hareket yok.. Temel ortaokuldaki İngilizcesi ile bağırdı:
- Do you speak English? - "Yes.. Yes.." dedi İngiliz;
Temel öfkeyle bağırdı: - O zaman tut şu halatı..!
///
Kulağına küpe olsun
Yâr ile uzlaşan yârsız kalmaz
Alıcı ile uzlaşan müflis olmaz.
Geceden korkmadığı için aldı ay ışığını.
Diken ile uzlaştığı için aldı gül kokusunu.
Hz. Mevlânâ