Küçük Mutlulukların Büyük Disiplini

Yol güzelse yürüyorum işte.
Bir yere yetişmek için değil, varmak için. Çay sıcaksa içiyorum; tören yapmadan, fotoğrafını çekmeden.
Kitap sararsa saatlerce okuyorum, saatin kaç olduğuna bakmadan.
Ne aşka kapalıyım ne yalnızlığa küs. İkisini de romantize edecek kadar toy değilim.
Aşk gelirse kapıyı açarım, gelmezse evim yine dağılmaz.
Yalnızlık da düşmanım değil; zamanla tanıştık, birbirimizi tanıyoruz. Ufak şeylerden mutluluk çıkarabilen minimalist yanıma sarılıp yaşamaya çalışıyorum.
Az eşya, az gürültü, az insan… Ama bolca anlam.
Çünkü fazlalıklar insanı oyalıyor, sadelik ise yüzleştiriyor.
Şunun bilincindeyim:
Mutluluk yüksek sesle gelmiyor.
Kendini kanıtlamıyor.
‘’Bak buradayım’’ diye bağırmıyor.
Sessizce oturuyor bir köşede, sen fark edersen var.
Bir yol, bir fincan, iyi bir cümle… Hayatı kurtarmıyor belki ama hayatı yaşanır kılıyor.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan tek şey de bu zaten.
Ben büyük hikâyeler kovalamıyorum. Küçük anları büyütmeyi biliyorum. Minimalist değilim belki ama seçiciyim. Ve bu seçim, en çok kendime saygıdan.