Dünya ekonomisi, uzun yıllardır “al-üret-at” üzerine kurulu doğrusal modelin sınırlarına dayanmış durumda. Doğal kaynakların hızla tükenmesi, ekosistemlerin geri dönüşü zor şekilde zarar görmesi ve atık dağlarının giderek büyümesi, küresel ölçekte yeni bir ekonomik yaklaşımı zorunlu kılıyor. Bu noktada en kritik göstergelerden biri olan küresel döngüsellik oranı, ekonominin ne kadarının geri dönüştürülmüş ya da yeniden kullanılmış materyallerden beslendiğini ortaya koyuyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, döngüsellik oranının tehlikeli biçimde düşük seyrettiğini; küresel malzeme akışının yalnızca küçük bir kısmının ekonomiye yeniden kazandırıldığını gösteriyor. Bu durum, sürdürülebilirlik politikalarının büyük oranda yetersiz olduğunu ve ekonomilerin doğal kaynak bağımlılığını azaltmak için çok daha radikal adımlar atması gerektiğini ortaya koyuyor.
Döngüsellik Oranı Nedir ve Neden Kritik Bir Gösterge?
Döngüsellik oranı, dünya ekonomisinde kullanılan toplam materyalin ne kadarının geri dönüşüm, tamir, yeniden kullanım veya dönüştürülmüş girdi olarak sisteme geri kazandırıldığını ölçer. Basit bir ifadeyle: döngüsel ekonominin payıdır. Oranın yüksek olması, daha az yeni hammadde kullanımını, karbon ayak izinin düşmesini ve atıkların minimize edilmesini sağlar. Ancak bugün ekonomiler büyüdükçe tüketim artarken, çevresel baskı da aynı hızla yükseliyor.
Döngüsellik oranı, yalnızca çevresel bir gösterge değil; aynı zamanda ekonomik bağımsızlık, maliyet yönetimi ve teknolojik yenilik kapasitesi açısından da stratejik bir parametredir. Kaynakların pahalılaştığı bir dönemde geri dönüştürülmüş materyal kullanabilme esnekliği, ülkelerin üretim maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Buna ek olarak, büyük şirketler için sürdürülebilir üretim zincirleri artık yatırımcı ve müşteri tercihlerini belirleyen önemli unsurlardan biri.
Oran Neden Bu Kadar Düşük?
Uzmanlara göre küresel döngüsellik oranının düşük kalmasının üç temel nedeni var:
Artan tüketim ve kısa ürün ömürleri: Hızlı moda, tek kullanımlık kültürü ve elektronik ürünlerin kısa yaşam döngüleri, atık yükünü büyütüyor. Ürünlerin tamir yerine yenisinin alınmasının teşvik edildiği pazar yapısı, döngüselliği zayıflatıyor.
Yetersiz geri dönüşüm altyapısı: Birçok ülkede atık toplama sistemleri parçalı, geri dönüşüm teknolojileri eski, lojistik maliyetleri yüksek. Dolayısıyla atıkların büyük kısmı çöplüklere veya yakma tesislerine gidiyor.
Döngüsel tasarımın zayıf olması: Ürünlerin çoğu, geri dönüştürülmeyi kolaylaştıracak biçimde üretilmiyor. Çoklu malzeme kullanımı, kimyasal kaplamalar veya tasarım karmaşıklığı, geri dönüşümü hem teknik hem ekonomik açıdan zorlaştırıyor.
Bu tabloya bir de “küresel büyüme hızı” eklendiğinde sonuç daha da belirginleşiyor: dünya ekonomisi her yıl daha fazla hammadde kullanırken, geri dönüşüm kapasitesi aynı hızda artmıyor. Yani döngüsellik oranının yükselmesi için tüketimin kontrol altına alınması da gerekiyor.
Döngüsel Ekonomiye Geçiş: Yeni Sanayi Devriminin Temeli
Birçok ülke, döngüsellik oranını artırabilmek için kapsamlı politikalar geliştirmeye başladı. Avrupa Birliği’nin Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması, ürün pasaportlarının zorunlu hale gelmesi ve geri dönüştürülmüş içerik standartlarının uygulanması gibi adımlar içeriyor. Çin, atık ithalatını yasakladıktan sonra iç geri dönüşüm kapasitesini büyütmeye odaklandı. ABD’de ise eyalet bazlı geri dönüşüm şartları ile yeşil tedarik zincirleri giderek yaygınlaşıyor.
Döngüsel ekonomiye geçiş yalnızca çevreci bir politika değil; aynı zamanda yeni bir büyüme modeli olarak görülüyor. Uzmanlar, bu dönüşümün üç kritik fayda sağlayacağını belirtiyor:
Kaynak bağımlılığının azalması: Kritik mineraller ve enerjide dışa bağımlı ülkeler için geri dönüştürülmüş içerik kullanımı stratejik bir güvenlik unsuru.
Yeni iş kolları ve inovasyon: İkinci el pazarları, tamir ekonomisi, modüler ürün tasarımları ve malzeme geri kazanımı yeni istihdam alanları yaratıyor.
Karbon emisyonunun düşmesi: Üretim döngülerinde geri dönüştürülmüş malzeme kullanmak, enerji tüketimini önemli ölçüde azaltıyor.
Şirketler İçin Yeni Bir Rekabet Alanı
Döngüsellik artık şirketlerin ESG performanslarında kritik bir göstergeye dönüşmüş durumda. Uluslararası markalar, ürünlerinin yaşam döngüsünü analiz eden sistemler kuruyor, tedarik zincirlerini geri dönüştürülmüş girdi şartlarıyla yeniden düzenliyor. Otomotivden tekstile, elektronik sektöründen inşaata kadar birçok alanda “geri dönüştürülebilir ürün tasarımı” şirketleri rekabette öne taşıyan bir unsur hâline geldi.
Örneğin global elektronik markaları, eski cihazların toplanması ve değerli materyallerin geri kazanılması için özel programlar başlatarak hem atık azaltımına katkıda bulunuyor hem de üretim maliyetlerini düşürme imkânı yakalıyor.
Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?
Türkiye’de döngüsellik oranını yükseltmek, yalnızca çevresel kazanımlar değil, ekonomik rekabet gücü açısından da kritik. Sanayinin büyük oranda ithal girdiye bağımlı yapısı, geri dönüştürülmüş materyallerin değerini artırıyor. Atık yönetimi altyapısındaki iyileştirmeler, üretici sorumluluğu sistemlerinin genişletilmesi ve tekstil, plastik, elektronik gibi sektörlerde geri dönüştürülebilir tasarım standartlarının geliştirilmesi bu alanda büyük katkı sağlayabilir.
Ayrıca Türkiye’nin genç nüfusu ve teknoloji girişimciliği potansiyeli, döngüsel ekonomi start-uplarına verimli bir zemin yaratıyor. Geri dönüşüm teknolojileri, atık izleme sistemleri ve sürdürülebilir lojistik çözümleri gibi alanlar, önümüzdeki yıllarda büyüme merkezi olabilir.
Sonuç: Daha Döngüsel Bir Gelecek Mümkün, Ancak Zaman Daralıyor
Küresel döngüsellik oranı bugün dünyaya net bir mesaj veriyor: Mevcut üretim ve tüketim modeli sürdürülebilir değil. Ekonomilerin daha az kaynak kullanarak daha fazla değer üretebilen bir yapıya geçmesi gerekiyor. Döngüsel ekonomi, bu dönüşümün hem çevresel hem ekonomik ayağını oluşturarak yeni bir büyüme paradigmasının kapısını aralıyor.
Ancak oranların düşük kalması, dönüşümün henüz yolun başında olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki süreçte atılacak adımların hızı, ülkelerin çevresel ayak izlerinden ekonomik rekabetçiliğine kadar geniş bir alanı belirleyecek. Kısacası: Kaynakların sınırlı, zamanın ise giderek daraldığı bir dünyada döngüsellik artık bir tercih değil, zorunluluk.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar