Küsen Erkek Romantizmini Bırakın, Olgunlaşın

Bazı erkekler küser. Hem de öyle böyle değil.
Bir insanla aynı evde yaşayıp onunla haftalarca konuşmamayı, aynı sofraya oturup çatal bıçak sesleri arasında bir yabancı gibi yaşamayı, telefonun diğer ucundaki kişiye tek kelime etmemeyi bir iletişim biçimi sanabilirler. Sonra zaman geçer. Bir hafta olur, iki hafta olur, bir ay olur… Karşı taraf önce “Biraz zamana ihtiyacı var” diye düşünür. Sonra “Herhalde sakinleşince konuşur” der. Bir süre sonra insan kendine sormaya başlar:
“Acaba bu adam gerçekten bana mı küstü, yoksa beni hayatından çıkarmanın provasını mı yapıyor?” Çünkü küsmenin de bir süresi vardır.
Yetişkinlikte, küsmenin biçimi değişir. Özellikle bazı erkeklerde küsmek, adeta sessiz bir diplomasiye dönüşür. Masaya oturulur ama konuşulmaz. Sorular cevapsız bırakılır. Mesaj görülür ama yanıtlanmaz. Telefon çalar, açılmaz. Ve en önemlisi, karşı tarafa ne olduğunu açıklamak yerine onun bunu tahmin etmesi beklenir. Sanki ilişki bir bilgi yarışmasıdır.
“Bakalım neden küstüğümü bilecek mi?” Bazen mesele gururdur. Bazen öfke. Bazen kırılmışlık. Bazen de duygularını kelimelere dökememek. Ama anlamak, her davranışı mazur görmek anlamına gelmiyor.
Bir insanın duygularını ifade etmekte zorlanması başka şeydir; karşısındaki insanı aylarca sessizlik içinde bırakmak başka. Çünkü sessizlik bazen sakinleşmek değildir. Sessizlik, cezadır. Ve bir ilişkide ceza vermek ile sorun çözmek arasında çok büyük bir fark vardır.
Sağlıklı bir ilişkide insan şöyle diyebilir: “Şu an çok kırgınım. Konuşursam daha kötü şeyler söyleyebilirim. Birkaç gün kendime gelmeye ihtiyacım var. Sonra konuşalım.” Bu bir sınırdır.
Ama “Ben konuşmuyorum, sen de neden konuşmadığımı bul” yaklaşımı sınır değil, duygusal bir duvardır. Üstelik o duvarın arkasında yalnızca küsen kişi yaşamaz. Karşısındaki de yaşar. Bekler. Düşünür. Kendini suçlar. “Ne yaptım?” “Bunu neden yaptı?” “Aramalı mıyım?” “Biraz daha beklemeli miyim?’’ “Bitti mi?”
İlişkinin bütün yükü bir anda konuşmayan kişinin sessizliğine bırakılır. Ve belki de en yorucu tarafı budur. Çünkü tartışmanın bile bir sonu vardır. Bağırırsınız, ağlarsınız, söylersiniz, susarsınız ve bir noktada mesele masaya gelir. Ama aylarca süren sessizlikte kavga bile edemezsiniz. Ortada görünmez bir problem vardır ve siz o problemi tek başınıza çözmeye çalışırsınız. Bazı kadınların yıllarca “Ama beni seviyordu” diyerek savunduğu erkekler vardır.
Belki seviyordu. İnsan sevdiği kişiyi de kırabilir. İnsan sevdiği kişiye de kızabilir. Hatta insan sevdiği kişiden bir süre uzak kalmak da isteyebilir. Ama sevgi, iletişimsizliği otomatik olarak haklı çıkarmaz. Çünkü sevgi yalnızca hissetmek değildir. Biraz da ilişki kurabilme becerisidir. Asıl karakter, kırıldığımız da konuşabiliyor muyuz, özür dileyebiliyor muyuz, çözüm üretebiliyor muyuz? Karşıdakini dinleyebiliyor muyuz?
Yoksa kapıyı kapatıp anahtarı da cebimize koyarak karşı tarafın kapının önünde aylarca beklemesini mi izliyoruz? Etraflıca bir düşünelim…