Küsmek Değil, Cezalandırmak: Seni Yok Sayarak Seven Olur mu?

Bazı ilişkilerde kavga biter ama ceza bitmez. Telefon susar. Mesajlara cevap gelmez. Aramalar karşılıksız bırakılır ya da engellenirsin. Günler geçer, bazen haftalar… Karşındaki insan tek bir cümle kurmaz. Sonra sen dayanamazsın. “Ne oldu?” “Konuşalım.” “Bu kadar uzatmaya gerek yok.” “Ben nerede hata yaptım?” Ve nihayet sen ararsın, sen alttan alırsın. O ise bunu “ilişkiyi kurtarmak” olarak değil, kendi üstünlüğünün kanıtı olarak görür. Her sessizlik küslük değildir. Bazen sessizlik, karşısındakini terbiye etme yöntemidir. “Biraz yok sayayım da aklı başına gelsin.” Bazı insanlar tartışmayı konuşarak çözmez. Karşısındaki insanı mahrum bırakarak çözmeye çalışır. Sevgisinden, ilgisinden, sesinden, mesajından, varlığından… Hatta bazen engeller. “Benim varlığım bir lütuf. Sen bunu hak etmediğinde o lütuftan seni mahrum bırakırım.” Bu, cezalandırmadır. Elbette insan kırılabilir. Sinirlenebilir. Konuşmak istemeyebilir. Bir süre yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilir. Bunların hepsi insani. Ama sağlıklı bir insan şöyle der: “Şu an çok öfkeliyim. Biraz zamana ihtiyacım var. (uzatmadan) Sakinleşince konuşacağım.”

Tehlike şurada başlar. Sen her seferinde huzursuzluğu bitirmek için alttan aldığında, ilişki farkında olmadan bir eğitim sürecine dönüşür. O susar. Sen dayanamazsın. Sen ararsın. O geri döner. Sorun çözülmüş gibi olur. Sonraki tartışmada aynı şey tekrar eder. Bir süre sonra sen artık tartışmanın kendisinden değil, onun seni terk etmesinden, engellemesinden, yok saymasından korkmaya başlarsın. İşte bağımlılık döngüsü tam da böyle güçlenebilir. İnsan karşısındaki kişinin sevgisini değil, yeniden kendisine dönmesini beklemeye başlar.

Başka biri mi var? Bazen mesele gerçekten budur. Başka bir flört vardır. Başka bir ilişki ihtimali vardır. Kişi iki tarafı da kaybetmek istemiyordur. Bir tarafta problem çıktığında diğer tarafa yöneliyordur. Bu ihtimal elbette vardır. Bazen ortada üçüncü bir kişi yoktur. Sadece güç vardır. Kontrol vardır. “Ben istersem sana ulaşırım, istemezsem seni yok sayarım” anlayışı vardır. Bir insanın kırılması normaldir. Fakat kırgınlığını günlerce karşısındakini yok sayarak, değersiz hissettirerek, belirsizlik içinde bırakarak yönetmesi başka bir şeydir. Uzayan sessizlik, özellikle karşı tarafı kontrol etmek ve cezalandırmak amacı taşıyorsa, sağlıksız bir ilişki dinamiğine dönüşebilir. Seni varlığında cezalandıran insan, yokluğunda da huzur vermez. Bir ilişkide sürekli “Acaba bugün ne yaptım da bana kızdı?” diye düşünüyorsan… Telefonuna bakıp cevap bekliyorsan… Engellenme korkusuyla konuşuyorsan… Karşındaki insan susmasın diye sürekli kendinden ödün veriyorsan… Orada sevgi kadar korkunun da bulunduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü sevgi insanı sürekli tetikte bırakmaz. Eş, hakem değildir; öğretmen hiç değildir.

Bir insanın görevi partnerine “ders vermek” değildir. Yetişkin iki insanın ilişkisinde hata varsa konuşulur. Sınır varsa söylenir. Kırgınlık varsa ifade edilir. Ayrılmak isteniyorsa ayrılınır. Karşındakini terbiye etmek değildir. Eş olmak, karşındakinin üzerinde güç kurmak değildir. Kırılmak insani, konuşmamak bir tercih, sınır koymak sağlıklı; ama sevgiyi geri çekerek karşısındakini hizaya sokmaya çalışmak başka bir şeydir. Bir insan seni varlığını kullanarak cezalandırıyorsa, sana eş olmaktan çıkıp sana yük olmaya başlayabilir. Çünkü sevgi, “Beni kaybetmekten kork” diye verilmez. Sevgi, “Yanındayım; ama birbirimizi incitmeden konuşabiliriz” diyebilmektir. Ve bazen bir ilişkinin en önemli sorusu şudur: Beni seviyor mu?” değil… “Beni sevme biçimi bana iyi geliyor mu?”