MAHKUM

"Gastronomi sadece tabağa konan lezzet değil; tarihi taşlara dokunmak, insan biriktirmek ve geçmişten geleceğe helal bir miras bırakmaktır."

Ekranı her kaydırdığımızda önümüze boca edilen aynı kurgusal vitrin: Kiralık lüks araçların direksiyonunda poz verenler, bir gecede servet sahibi olduğunu iddia edenler ve zahmetsizce elde edilmiş şatafatlı hayatlar... Günümüz dijital dünyası, sessizce ama agresif bir biçimde gençlerin zihnine tek bir zehirli fikri aşılıyor: "Emeğe gerek yok, süreç önemsizdir; asıl olan vitrindeki ışıltıdır." Alın teriyle bir geleceği inşa etmek sanki geçmiş dönemin saf bir çabasıymış gibi küçümsenirken, kestirme yollardan köşeyi dönmek tek başarı kriteri gibi sunuluyor. Oysa kestirme yollardan zirveye çıkabileceğini sanan her genç, durup düşünmediği o yolun sonunda aslında kendi hırslarının ve sahte hayallerinin mahkumu oluyor. Alın terini küçümseyen bu rüzgara karşı durmak, ayakları yere basan hakiki rol modellerin izini sürmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Tam da bu düşünce yoğunluğunun içindeyken buluştum Mahsun Usta’nın Mahkum kitabıyla. Satırları okudukça hissettiğim şey; ekranların o buzlu camına indirilmiş sert, gerçekçi ve bizzat yaşanmış bir hakikatti. Bu yüzden o kelimeleri sadece okuyup rafa kaldırmak içime sinmedi. Anlatılanı yerinde görmek, o felsefenin ruhunu hissetmek ve oğlum Mehmet Rıfat’ın hayatına somut bir miras bırakmak istedim. Üşenmedim, Yeşilköy’ün yolunu tuttum. Eski bir tren garının tarihi dokusu üzerine inşa edilen o muazzam mekanda, adeta geçmişle bugünün kesiştiği o taşlara dokunduk. Mahsun Usta’nın sadece tabağa değil, Türk gastronomisine ve kent hafızasına kattığı değer gerçekten inanılmaz. O tarihi dokunun içinde, masamızdaki çay buğusuna eşlik eden misafirperverliğiyle bizi son derece sıcak ağırladı. Kitabı oğlum Mehmet Rıfat adına imzalatırken yaptığımız sohbet, Mahkum’un satır aralarını daha da derinleştirdi. Konuştukça bir kez daha idrak ettik ki; medyanın pompaladığı o binlerce sahte takipçi ya da geçici servetler insanı kriz anlarında kurtarmıyor. Asıl zenginlik; tırnaklarınla kazandığın itibar, zor günde arkanızda duran sağlam insan ağı ve helal emektir. Para el değiştirebilir, lüks arabalar eskiyebilir; ama dürüstlükle inşa edilmiş bir isim ve doğru insanlarla kurulan bağlar, insanı her fırtınadan çekip çıkaran en sarsılmaz limandır. O gün o tarihi taşların arasında, Mahsun Usta’nın kendi sesinden dinlediğim derinlikli hikayeler ve mekanın taşıdığı o görsel ruh, bir anlatıcı olarak zihnimde bambaşka kadrajlar açtı. Masadaki kelimeler sanki zihnimde canlanmayı bekleyen sahnelere dönüştü. Bu buluşma sadece bir kitap imzalatma günü olarak kalmadı; ileride hayata geçirmeyi düşündüğüm yeni bir görsel projenin de ilk ilham kıvılcımına dönüştü. Mehmet Rıfat’a bu kitabı uzatırken ona aslında şunu söylemiş olacağım: Vitrinlerin sahte ışığına değil, emeğin, sabrın ve insan biriktirmenin helal zenginliğine inan. Bizi o büyüleyici mekanda ağırlayan, gastronomiden hayata uzanan duruşuyla gençliğe duru bir pusula bırakan Mahsun Usta’ya yürekten teşekkürler. Emek verenlerin, insan biriktirenlerin ve yolundan şaşmayanların hikayesi her zaman kazanacak.