Merak, Değerin Sessiz Dilidir

Herkesi merak etmez insan.
Yoldan geçen birinin nereye gittiğini, ne düşündüğünü, akşam ne yiyeceğini, bilmek gibi bir derdim yoktur.
Ama değer verdiklerim… Onlar başka bir hikâyedir. Onların sabah kaçta uyandığını merak ederim. Güne nasıl başladığını… Kahvesini içerken aklından ne geçtiğini… Annesiyle konuşurken ses tonunun yumuşayıp yumuşamadığını… Babasıyla arasında bir şeylerin düzelip düzelmediğini…
Çünkü ben insanları ‘’var’’ oldukları için değil, hayatımda ‘’yer’’ aldıkları için önemserim.
Birini merak etmek, aslında ona karışmak değildir. Tam tersine, onun hayatına saygı duyarak uzaktan da olsa ‘’yanındayım’’ diyebilmektir.
Birinin rutinini bilmek istemek, onu kontrol etmek değil; onun dünyasına temas edebilmektir.
Bugünlerde herkes birbirine çok yakın gibi ama aslında kimse kimseyi tanımıyor.
Saatlerce konuşuluyor, günlerce mesajlaşılıyor ama kimse kimsenin gerçekten nasıl olduğunu sormuyor. ‘’Ne yapıyorsun’’ sorusu var, ama ‘’nasılsın gerçekten?’’ yok.
Oysa ben…
Sevdiğim insanın gün içinde bir an bile aklıma düşmesini önemsiyorum. ‘’Şu an iyi mi?’’ diye içimden geçirmeyi… Bir şeyi anlatırken gözlerinin dolup dolmadığını merak etmeyi… Ve bazen sadece ‘’yanında olmayı’’ istemeyi…
Çünkü benim için merak, ilginin en saf halidir.
Birini merak etmiyorsan, onu zaten kaybetmişsindir. Ya da hiç kazanmamışsındır.
Ve şunu öğrendim: Herkes sevebilir, herkes konuşabilir, herkes ‘’ilgileniyorum’’ diyebilir…
Ama herkes merak edemez.
Çünkü merak, duygusu olanın yüküdür.
‘’Birini gerçekten sevip sevmediğini anlamak istiyorsan, onu ne kadar merak ettiğine bak…’’