Oysa mezuniyet; ışıkların, süslemelerin, gösterişli kıyafetlerin ve sosyal medya paylaşımlarının değil, öğrenmenin ve emeğin kutlandığı bir gündür.
Bir zamanlar mezun olan bir öğrenci, öğretmeninden neler öğrendiğini düşünürdü. Hayata dair hangi değerleri kazandığını, hangi bilgileri edindiğini hatırlardı. Aileler ise evde hazırladıkları bir kek, bir meyve suyu ya da mütevazı bir ikramla bu mutluluğu paylaşırdı. Gösteriş yoktu ama samimiyet vardı. İsraf yoktu ama anlam vardı.
Bugün ise eğitimin özü yerine şekli konuşuluyor. Çocukların başarıları yerine sahne dekorları, kıyafetleri ve organizasyonların maliyeti öne çıkıyor. Eğitimin ruhu yavaş yavaş boşaltılırken, yerini gösteriş kültürü dolduruyor. Ne yazık ki bu durum sadece ailelerin tercihi olarak da görülemez. Eğitimin merkezinde olması gereken bazı eğitimciler de bu anlayışın parçası hâline geliyor.
Bir tarafta atanamayan öğretmenler, ücretli öğretmenlerin hak arayışları, mesleki sorunlar ve eğitim sisteminin kronik problemleri var. Diğer tarafta ise eğitimin temel meselelerini unutturacak kadar büyütülen organizasyonlar...
Asıl konuşmamız gereken; çocuklara hangi değerleri kazandırdığımızdır. Onlara nasıl bir gelecek hazırladığımızdır. Çünkü bir ülkenin geleceği, salonlarda yapılan gösterilerle değil, sınıflarda verilen eğitimle şekillenir.
En çok da öğretmenlik mesleğinin itibar kaybetmesine üzülüyorum.
Öğretmen; sadece ders anlatan kişi değil, bir neslin karakterini inşa eden rehberdir. Eğer öğretmen yetiştirmeyi, öğretmenliğin değerini korumayı ve ideal sahibi eğitimcileri desteklemeyi bırakırsak, geleceği de kaybederiz.
Çünkü nesilleri yetiştiren öğretmenlerdir. Öğretmenin değer kaybettiği yerde ise toplumun geleceği güçlenemez.
Bugün mezuniyet törenlerinden çok, çocuklarımızın nasıl insanlar olarak mezun olduklarını konuşmaya ihtiyacımız var.