Böylesine, baskın halde kaderci olmak!
Yeni yazdım, Cenabı Hak biz insanları diğer canlılardan akıl-mantık denilen lütufla ayırmış!
Doğru mu?
Ve “sen, sana verdiğim akıl yoluyla, alman gereken tedbirleri al, takdiri bana bırak” buyurmuş?
Bu da doğru mu?
Bütün bunlara rağmen, biz ne yapıyoruz?
Bize lütfedilen aklın gereklerini yerine getirmeden, gereken tedbirleri almadan…
Takdiri Cenabı Allah’a bırakıyoruz!
Hâşâ bunun adı; Allahutealaya bühtandır!
Ama gelin görün ki; kimi kendini bilmez hadsizler, dini kullanarak, bu kisve altında bu nimetleri, kendi yobaz düşünceleriyle inkâr ediyorlar.
Şöyle ki; şu anda hak etmedikleri halde bulundukları makamlara Allah’ımızın biz insanlara lütfettiği akıl-mantık sayesinde gelmişlerdir!
Aşağıdaki sapık düşünceleriyle bu nimeti inkâr etmiş olmuyorlar mı?
Yıldız Teknik Üniversitesinde bir prof.(?)
“Çocuk yaşlarında evliliğe karşı çıkıldı, önlenmeye çalışıldı, işte neticesi…”
Neymiş neticesi:
“Gayretullaha dokunmak edebiyat değildir. AİDS, Ebola virüsü…
Avustralya, Çin gayretullaha dokundu azap geldi.
Maazallah, biz de zinayı, livatayı yasallaştırarak, Allah’ın helal kıldığı yaşta evliliği tecavüz sayarak, mutlu yuvaları bozarak gayretullaha dokunmayalım.”
Ve aldığı tepkiler üzerine bu sapık açıklamanın depremle ilgisi olmadığını açıklıyor…
Yazık!
Şu anda hak etmediğin halde bulunduğun makama gelmek için okullarda harcadığın milli servete, harcadığı zaman yazık!
Başla göz üstüne her şey “takdiri ilahiye” bağlı…
Ama bizde, bize düşeni, yapmamız gerekeni yapmak yerine getirmek kaydıyla!