Nesil değil sistem bozuk…

Son zamanlarda yaşanan her şiddet olayından sonra aynı kolaycı cümle kuruluyor:
“Bu nesil bozuldu.”
Hayır.
Bu nesil bozulmadı.
Bu nesil, bozulan bir sistemin içinde büyütüldü.
Bugün İstanbul’dan Siverek’e, Kahramanmaraş’tan Gaziantep’e kadar uzanan tabloyu tek tek olaylarla açıklamak mümkün değil. Çünkü bunlar istisna değil, bir düzenin sonucudur.
Ve bu düzen yıllardır adım adım kuruldu.
Bugün çıkıp “laik eğitim çocukları bozdu” diyenlere sormak gerekiyor:
Gerçekten öyle mi?
Yoksa asıl sorun, Cumhuriyet’in kurduğu eğitim sisteminden bilinçli bir şekilde uzaklaşılması mı?
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu sistem; biat eden değil düşünen, ezberleyen değil sorgulayan bireyler yetiştirmek üzerine kuruluydu.
Bu sistemde çocuk bir “nesne” değil, toplumun öznesiydi.
Bu yüzden Andımız vardı.
Çünkü o metin, bir ideoloji değil; aidiyet, sorumluluk ve ortak değer bilinciydi.
Ne oldu?
Önce bu ortak değerler “gereksiz” denilerek sistemden çıkarıldı.
Ardından eğitim, yavaş yavaş ideolojik bir alana dönüştürüldü.
Bugün “medrese eğitimini” çözüm gibi sunanlara da bakmak gerekiyor.
Bu ülke yüzyıllar boyunca bu anlayışı yaşadı.
Ama aynı dönemde yönetenler, kendi çocuklarını daha farklı, daha donanımlı eğitimlerle yetiştirdi.
Bugün de değişen bir şey yok.
Topluma önerilen ile kendi çocuklarına sunulan aynı değil.
Bir yanda medreseyi savunan söylemler, diğer yanda kendi çocuklarını modern, donanımlı okullarda, hatta yurt dışında yetiştiren bir gerçeklik…
Bu açık bir çelişkidir.
Çünkü yapılan şey açık:
Eğitim, çocuklar için değil; ideolojiler için şekillendirildi.
Aynı süreçte sadece eğitim değil, toplumun dokusu da zayıflatıldı.
Aileler çocuklarını birey olarak görmekten uzaklaştı.
Toplumsal sahiplenme kayboldu.
Kültürel rehberlik ortadan kalktı.
Bir zamanlar Barış Manço gibi isimler vardı.
Çocuklara sevgiyi, saygıyı, birlikte yaşamayı anlatan…
Bugün ise çocuklar, yönsüz ve denetimsiz bir içerik dünyasının içinde büyüyor.
Ve sonra dönüp bu çocuklara “neden böyle oldunuz?” diye soruluyor.
Asıl soru şu olmalı:
Siz bu çocuklara ne verdiniz?
Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkenin temelini çocuklar üzerine kurdu.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ı çocuklara armağan ederek dünyaya açık bir mesaj verdi:
“Bir ülkenin en kıymetli varlığı çocuklarıdır.”
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ile gençlere seslendi:
“Bu ülkenin geleceği sizsiniz.”
Bu sadece bir söylem değildi.
Bir devlet anlayışıydı.
Bugün ise eğitim sistemi çocukların değil, büyüklerin ideolojik hesaplarının alanına dönüşmüş durumda.
Çocuklar düşünülmüyor.
Gençler dinlenmiyor.
Gelecek planlanmıyor.
Ve sonra bir nesil suçlanıyor.
Gerçek şu:
Bu çocuklar sizin eseriniz.
Dayattığınız, bozduğunuz, yönünü kaybettirdiğiniz sistemin sonucu.
Çözüm de açık:
Eğitimi ideolojik dayatmalardan kurtarmak, çocukları yeniden merkeze almak
ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bilimsel, akılcı ve eşitlikçi eğitim anlayışına geri dönmek.
Başka bir yol yok.