OLURMUŞ

İnsan aklı, ancak bir yere kadar varlığını sürdürebiliyor! 

Dahası yok. 

Sen ne kadar dikkat edersen et;  o bir şekilde kendini bitiriyor ve kendini yok saydırıyor. 

Emekli olduktan ve de evde oturmaya başladığımdan bu yana hemen her sabah en azından bir gazete almak için kapıdan çıkarken aynı tedirginliği yaşar; bir iki defa anahtarımı alıp almadığımı, para alıp almadığımı kontrol ederim.  

Bütün korkum, ayakkabılığın üstündeki kapının anahtarını almadan çıkmak…  

Ve nihayet üç-dört gün önce korktuğum başıma beldi. 

Ne mi oldu? 

Olan oldu… 

Bir gün önce arabada cebimde şişkinlik yapmasın diye pantolonumun arka cebine koyduğum anahtarlarımı orada unutarak her zaman ayakkabılığın üstüne koyduğum yere koymamışım. 

Ve kapıdan çıkıp tam çektiğim an elimi cebime attım; kapıyı ittim, bir daha ittim kapanmıştı ve ben anahtarları almamış; ahalinin deyimiyle kapıda kalmıştım. 

Şimdi ne olacak? 

Olacak şey gazeteyi alıp geldikten sonra uyumakta olan eşimin zil sesine uyanması için sabahın o saatinde dakikalarca zile basmak olacaktı… 

Bereket versin eşim ilk zile bastığımda kapıyı açarak; “hayır mı yoksa anahtarını almamışsın?” 

Oldu…  

Bu son mudur, hiç sanmıyorum?  

 

KORNA MANYAĞI 

Yürüyorum… 

Köşeyi döndüm, tam köşe başına insanların yürümeleri için yapılmış kaldırıma bir araç pak etmiş. Daha doğrusu iki araç park etmiş. Ancak önde olan biraz daha insancıl düşünmüş olacak ki, bitişikteki sitenin bahçe duvarıyla arasına bir insanın geçebileceği bir genişlik bırakmış. Öbürü hemen hemen kaldırımın tamamını kapatacak şekilde duvara yanaşabildiği kadar yanaşmış. Yani bir insanın yoluna devam edebilmesi için aracın arkasından dolaşarak caddeye inmesi ve yoluna devam etmesi gerekir. 

 Arabanın yanından geçerken aklımdan şunları geçirdim. 

“Şimdi ben bu aracın geçeceği yolunun üzerinde dursam.  Bu aracın içindeki ‘yaya hakkına’ tecavüzcü, yolunun üzerinde durduğum için beni KORNA MANYAĞI yapar, hatta bununla da yetinmez; başını arabanın penceresinden çıkartarak o çirkin yüzünün bütün çirkinliğiyle hakarete varan bir tarzda “be adam ne duruyorsun yolun üzerinde” diyerek çıkışırdı.” 

Ben aynı adama: 

“Yahu arkadaş biraz evvel sen şu kaldırıma park ederek; benim geçiş yolumu saygısızca kapatmamış mıydın? Arabanı kaldırıma park etmemiş miydin?” desem… 

Cevabı ne olurdu, acep?