Özgürlüğün 3 hali

Değerli Yaşamseverler,

Özgürlüğün 3 hali var:

-den hali: Bir şeyDEN özgürleşmek
-e hali: Bir şeyE doğru özgürleşmek
-Yalın hali: Özgürleşmek

Harika bir sınıflandırma değil mi?

Bugün Adler Orta Avrupa fakülte liderimiz sevgili Burcu Çakın’ın “güçlü kadın tanımı nedir” sohbetine katıldım. Burcu’nun anlattıklarının özü şu idi:

Güçlü kadın; birilerine bağımlı olmayı değil, yaşama bağlı olmayı seçen kadındır.

Ne kadar kuvvetli bir tanım, değil mi!

Dünyadaki tüm sorunların kaynağının kadının görmezden gelinmesi olduğunu düşünüyorum. Bunu cinsiyetçilik açısından değil de şu açıdan söylüyorum: Dünya nüfusunun yarısını görmezden gelerek arpa boyu yol alamayacağımız kesin. Aynı şeyi, erkekler görmezden geliniyor olsa yine aynı inançla savunurdum. Hepimiz biriz. Bir bütünün içindeki parçacıklarız. Ancak birleşince Voltran’ı oluşturuyoruz. Aksi doğaya aykırı.

Yukarıdaki özgürlüğün hallerini, izlediğim bir koçluk videosunda duydum.

-den hali: Bunun içinde bir şeyDEN kurtulmaya çalışma var. Yani başka bir şeye “esir düşme” var.

-e hali: Bunun içinde bir şeye doğru özgürleşmek için içinde bulunduğu esaretten kurtulma isteği var. Yani -den halinin devamı. Bir şeyden kurtulup başka bir şeyin içine hapsolma hali.

Yani bu -e ve -den halleri, özgürlük kostümü giymiş bağımlılıklar.

Özgürlüğün yalın halinde ise bunların hiç biri yok. Bağımlı olma yok. Esaret yok. Kalbin zincirlerinden kurtulup ruhunuzdan gelen mesajları özgürce ifade etme hali var. Yazarken ürperdim. Ne kadar değerli bir hal özgürlüğün yalın hali, değil mi!

Özgürlük; cinsiyetlerin, ırkların, inançların ve tercihlerin özgürlüğünden ziyade insanın yaşamda herhangi bir şeye bağımlı olmama halini; aksine yaşamındaki her şeyi, ama her şeyi kalben istediği için yapmayı seçme halini ifade ediyor. Ne kadar kuvvetli bir olma hali, değil mi?

Kadınları ele alalım. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kadınlar görünmez eleman kanımca. Kabul gören kadın figürü ince, naif, dişil, yemek yapan, derleyen, toplayan olarak tanımlanıyor, taaa tarım toplumuna geçiş yaptık yapalı. Kabul gören erkek figürü ise eve ekmek getirmekle yükümlü, otoriter, lider, savaşçı, başarılı, karizmatik olarak çizilmiş. Kadını da erkeği de bu tanımların içine hapsetmişiz. Bu tanımları kalben satın almayan bir sürü kadın ve erkek biliyorum. Eminim siz de biliyorsunuzdur. Hatta biri siz bile olabilirsiniz!

Bir süreliğine bir toplumsal deney yapsak. Eve ekmeği getiren kadın, evde ütüyü ve yemeği yapan erkek olsa. Hepimizin içinde hem eril hem dişil enerjinin var olduğunu düşünürsek deney sonunda deneye katılan herkesin özgürlüğün yalın halini deneyimleyeceğinden ve bunun tadına varacağından eminim.

Burada mesele, kadının para kazanıp ipini koparmışçasına özgürlüğünü ilan edip alıp başını gitmesi değil. Yalın özgürlüğün amacı; kadının öz güvenini, “ben de yapabilirim” teminatını edinip, birlikte olduğu kişilerle “mecburiyetten” değil de “gönülden seçerek” birlikte olmasını sağlamak. Yaşam ne kadar yaşanılası bir hal alır, öyle değil mi?

Yalın özgürlüğün erkekler için güttüğü amaç ise, kendi başıma da karnımı doyurabilirim, ihtiyaçlarımı karşılayabilirim hissiyatını aşılamak. Yani “yeterlilik” hissiyatı. İhtiyacım olan; çamaşırımı ve bulaşığımı yıkayacak biri değil, yaşam yolculuğumu zihnen, kalben ve ruhen zenginleştirecek bir partner ile sürdürmek.

Böyle bir yaşam insanın en büyük serveti olmaz mı?

Buda felsefesinin temelinde şu yatar:

“Özgürlük herkesin erişiminde olmalı.”

Buda bunu söylediği zamanlarda dahi, bu söyleme kadınları nasıl katacağını tam olarak tanımlayamamış. Dolayısıyla Buda’nın felsefesine can-ı gönülden katılmakla birlikte icraatte yine kadını dışladığı için maalesef insanlık tarihinde düşünce seviyesinde kaldığını ve vücut bulamadığını düşünüyorum.

“Özgürlük adaletten başka bir şey değildir.” Voltaire

Bu konuda faydalanabileceğiniz kaynakçalar:

1. Tanrılar Okulu / Stefano D’Anna (Günümüz yaşam düzenine kuvvetli bir baş kaldırı ve özgürlüğe çağrı. Elimden bırakamadan, bir çırpıda okudum. Uyanmama yardım etti.)

2. Antik Çağın Dahisi / Netflix belgeseli. Buda-Konfüçyus-Sokrates gibi filozofların bakış açılarını ve özgürlük arayışlarını anlatıyor. Yukarıda da değindiğim gibi, üçününde tek kör noktası, felsefelerine kadını entegre edememek olmuş. Kanımca bu yüzden, içine doğdukları toplumlar şu anda içinde bulundukları haldeler.

3. Summerhill / A. S. Neill (Halihazırdaki geleneksel eğitim sisteminin çocukların kalbini, ruhunu ve zihnini nasıl esir ettiğini anlatan bir kitap. Okumadım ancak ilk okunacaklar listemde.)

4. Profesyonel Koç Rich Litvin’i youtube ve facebook sayfalarından takip edin lütfen. Yaşamın ve insanın matematiğini çok iyi anlamış ve ifade eden bir koç.

Sevgiyle kalın, lütfen evde kalmaya devam edin.