Patlıcan 4 taksit satılır… alır mısın?

Bir zamanlar Barış Manço’nun dilimize dolanan bir şarkısı vardı: Domates Biber Patlıcan.
Şarkıda gönül meseleleri anlatılırdı.
Sevda vardı, kırgınlık vardı.

Ama galiba bugün o şarkının sözlerini biraz değiştirmek gerekiyor.

Çünkü artık mesele gönül değil… fiyat.

**

Geçen gün pazarda bir tezgâhın üzerinde küçük bir karton gördüm.
Üzerinde şöyle yazıyordu:

“Patlıcan – 4 taksit.”

Espri olsun diye yazılmış gibi duruyor.
Ama işin garip tarafı şu: İnsan gülüyor ama içi de sıkılıyor.

Çünkü o yazı aslında bir şaka değil.
Bir fotoğraf.

Eskiden taksit tabelalarını teknoloji mağazalarında görürdük.
Telefon alırken, televizyon alırken.

Şimdi pazarda sebzenin yanında.

Domates.
Biber.
Patlıcan.

Bir zamanlar mutfağın en sıradan üçlüsü olan bu sebzeler, bugün insanların cebini zorlayan kalemlere dönüştü.

Market raflarında dolaşan insanlara bakın.
Kimse keyifle alışveriş yapmıyor.

Herkes hesap yapıyor.

Bir kilo domates…
Bir kilo patlıcan…
Biraz meyve…

Sepet dolmuyor ama kasa fişi büyüyor.

Bu sadece ekonomik bir tablo değil.
Bu aynı zamanda psikolojik bir tablo.

Çünkü mutfak pahalılaştıkça evdeki konuşmalar da değişir.

Anne pazardan gelir.
Çocuğun gözü poşetlere gider.

Eskiden o poşetten meyve çıkardı.
Şimdi çoğu zaman başka bir cümle çıkıyor:

“Bu hafta almadık.”

**

Ve tam da böyle bir dönemde bayram yaklaşıyor.

Bayram dediğin şey çocuk için ne demektir?

Yeni ayakkabı demektir.
Şeker demektir.
Harçlık demektir.

Ama bugün birçok evde bayram alışverişi şu cümleyle başlıyor:

“Bakalım bu sene ne alabileceğiz…”

Çünkü mesele artık sadece kıyafet değil.
Bayram sofrası bile hesap gerektiriyor.

Açık konuşalım.

Bir ülkede pazarcı gerçekten tezgâhına “patlıcan 4 taksit” yazıyorsa…
Bir anne çocuğuna meyve alırken iki kez düşünüyorsa…
Bir baba bayram alışverişinden önce cebini üç kez kontrol ediyorsa…