PİYASA TEK BAŞINA BIRAKILDIĞINDA TOPLUMSAL MALİYET ÜRETİR Mİ?

Ekonomide uzun yıllardır tartışılan önemli bir konu vardır: Piyasa kendi haline bırakılırsa her şeyi en iyi şekilde çözer mi, yoksa bazı sorunları da beraberinde mi getirir? Bir görüşe göre piyasa mekanizması insanların ihtiyaçlarını karşılamak için oldukça güçlü bir araçtır. Fiyatlar arz ve talebe göre oluşur, üretici kâr etmeye çalışır, tüketici daha uygun fiyat arar ve sistem kendi dengesini kurar. Ancak başka bir görüş de şunu söyler: "Piyasa tek başına bırakıldığında toplumsal maliyet üretir."

Bu cümle ilk bakışta karmaşık gelebilir. Ancak günlük hayatın içine girildiğinde aslında herkesin karşılaştığı örneklerle açıklanabilecek bir durumdur. Bir işletmenin temel amacı çoğu zaman kâr elde etmektir. Bu doğal bir durumdur. Fabrika üretim yapar, satış gerçekleştirir ve gelir elde etmek ister. Fakat bazen şirketlerin kazancı artarken toplumun ödediği görünmeyen faturalar ortaya çıkabilir. İşte buna toplumsal maliyet denir.

En basit örneklerden biri çevre kirliliğidir. Bir fabrika düşünelim. Fabrika üretimini artırıyor, daha fazla satış yapıyor ve gelirini yükseltiyor. Ancak üretim sırasında ortaya çıkan atıkları nehre bırakıyorsa durum değişmeye başlar. Fabrika kısa vadede daha düşük maliyetle üretim yapmış olabilir. Çünkü arıtma tesisi kurmamıştır veya çevre yatırımı yapmamıştır. Ama kirlenen nehir nedeniyle balıkçılar zarar görebilir, çiftçilerin ürünleri etkilenebilir, insanlar sağlık sorunları yaşayabilir.
Burada fabrikanın maliyeti azalırken toplumun maliyeti artmıştır.

Yani faturayı şirket değil, toplum ödemeye başlamıştır.

Aslında trafik de benzer bir örnektir. Herkes bireysel olarak otomobil kullanmak isteyebilir. Çünkü bu kişiye zaman kazandırabilir veya daha rahat hissettirebilir. Ancak milyonlarca insan aynı tercihi yaptığında şehirlerde trafik yoğunluğu oluşur. İnsanlar saatlerini yollarda geçirir, yakıt tüketimi artar, hava kirliliği yükselir ve stres çoğalır.

Tek tek bakıldığında bireysel kararlar mantıklı görünür. Fakat toplu sonuca bakıldığında ortaya büyük bir sosyal maliyet çıkar.

Benzer durum sağlık alanında da görülebilir. Bir işletme maliyeti düşürmek için çalışan güvenliğine yeterince yatırım yapmayabilir. Koruyucu ekipman eksik olabilir veya iş güvenliği kuralları yeterince uygulanmayabilir. Şirket kısa vadede tasarruf etmiş gibi görünür. Ancak iş kazaları arttığında tedavi masrafları, iş gücü kaybı ve ailelerin yaşadığı sorunlar toplumun üzerine yük olur.

Piyasa mekanizmasının eleştirildiği nokta tam da budur.

Çünkü piyasa her zaman sadece fiyatı görür. Oysa toplum sadece fiyatlardan oluşmaz. İnsan sağlığı, çevre, eğitim, güvenlik ve sosyal huzur da önemlidir.
Örneğin eğitim alanını düşünelim. Eğer eğitim tamamen piyasa kurallarına bırakılırsa kaliteli eğitime erişim gelir düzeyi yüksek insanların elinde yoğunlaşabilir. Maddi imkânı düşük insanlar yeterli eğitime ulaşamazsa zamanla fırsat eşitsizliği büyüyebilir. Bu durum yalnızca bireysel bir sorun değildir. Çünkü iyi eğitim alamayan insanların sayısının artması uzun vadede ülkenin üretim gücünü ve ekonomik gelişimini de etkileyebilir.

Sağlık sistemi için de benzer tartışmalar vardır. Eğer her şey tamamen satın alma gücüne bağlı hale gelirse bazı insanlar gerekli sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlanabilir. Sonuçta sağlık sorunu bireysel olmaktan çıkıp toplumsal bir meseleye dönüşebilir.

Tabii burada başka bir noktaya da dikkat etmek gerekir. "Piyasa sorun çıkarabilir" demek "piyasa tamamen kötü bir sistemdir" anlamına gelmez. Çünkü piyasa ekonomik büyümeyi hızlandırabilir, yenilikleri teşvik edebilir ve rekabet sayesinde kaliteyi artırabilir. Bugün kullandığımız birçok teknolojik ürün rekabet ortamında ortaya çıkmıştır.

Asıl tartışma piyasanın tamamen başıboş bırakılması ile ilgilidir.

Bir futbol maçı düşünelim. Oyuncular çok yetenekli olabilir. Ancak sahada hiç kural olmazsa ne olur? Fauller serbest, ofsayt yok, hakem yok. Bir süre sonra düzen bozulmaya başlar. Güçlü olan istediğini yapabilir.

Ekonomide de bazı uzmanlar devletin rolünü buna benzetir. Amaç piyasanın yerine geçmek değil, kuralları belirlemek ve dengeleri korumaktır.
Çevre düzenlemeleri, rekabet kuralları, tüketici hakları, iş güvenliği önlemleri ve sosyal politikalar bu nedenle ortaya çıkmıştır.

Çünkü mesele yalnızca ekonomik büyüme değildir. Büyümenin nasıl gerçekleştiği de önemlidir.

Bir ülke çok hızlı büyüyor olabilir. Şirketlerin kârı artıyor olabilir. Fakat aynı anda gelir eşitsizliği büyüyor, çevre zarar görüyor ve insanların yaşam kalitesi düşüyorsa ortaya farklı bir soru çıkar:

"Bu büyümenin bedelini kim ödüyor?"

Ekonomik sistemler yalnızca rakamlardan oluşmaz. İnsanlar da o sistemin bir parçasıdır. Piyasa güçlü bir araçtır, ancak tek başına bırakıldığında bazen görünmeyen maliyetler üretebilir. Bu nedenle günümüzde birçok ekonomist piyasa ile sosyal denge arasında makul bir uyum kurulması gerektiğini savunuyor.

Çünkü sağlıklı bir ekonomi yalnızca zenginlik üretmekle değil, üretilen zenginliğin toplumun genel refahına nasıl yansıdığıyla da ölçülür.