Planlandığı gibi gerçekleştirilemeyen iki tehlike: Batılılaşma ve Modernleşme

Aslında her iki kelime ile anlatılmak istenen daha doğrusu yapılmak istenen şey aynı. Maziden kurtulup Ati’ ye yol almak. Niye mi böyle yazdım? Çünkü iki kelime ile yola çıkan 2 devletin yaptığı bundan başka bir şey olmamıştır. Şöyle anlatayım:

Osmanlı ve Batılılaşma Sevdası!

Yanlış teşhis ve yanlış tedavi yöntemi seçerek Devleti Aliye’nin malum sonunu hızlandıran adımların başlangıcı oldu Batılılaşma sevdası. Gelinen noktada yaşanılan tüm olumsuzlukların çaresi kayıtsız şartsız batılılara benzemek ve taklit etmek daha doğrusu ayrıcalıkları arttırmakla aradı Osmanlı siyasi ve bürokratları. 17. Asra kadar batılılaşma hareketleri pek gündeme gelen bir şey olmadı. Özellikle 17. Yy ilk yarısından sonra baş gösteren siyasi ve sosyal patlamalarla 2. Osman ve 4. Murat dönemlerinde özellikle Köprülülerin desteği ile adımlar atılmaya başlandı. 1789 yılında 3.Selim ile bu batılılaşma sevdasında yeni bir döneme geçildi. Kaybedilen savaşlar, toplumsal huzursuzluklar, teknik ilerlemenin sağlanamayışı gibi sebepler bilhassa Batı ile kıyas edilerek araştırılmaya başlandı. Yeni düzen adını alan yani Nizami Cedit hareketi maalesef Osmanlı’nın hem askeri hem de bürokrasi üzerindeki egemenliğinin zayıflaması sonucu gerçekleştirilemedi. Yeniliğin önündeki toplumsal direnişin en büyük mimarlarından olan Yeniçeri Ocağının 2. Mahmut tarafından kaldırılması ile (1826) yeni bir döneme geçilmiş olduysa da yine tam anlamı ile batı taklitçiliği becerilemedi. Bu tarihten sonra çeşitli anlaşmalar ile tabancılara müthiş haklar verilmeye başlandı. Batılılaşma adına yapılan her icraat sadece şekil değişiminden öteye geçmedi. Batının kültürel değerlerini, yaşam biçimlerini hatta yer yer inanışlarını da kapsayacak şekilde toplumsal değişimler başladı. Teknik ve bilim yönünden Osmanlı’dan önde olan Batı’nın ilim ve fenni yerine toplumsal dokusu kopya edilmeye ve sonucunda Osmanlı kimliğinin sonunu oluşturacak milli ve kültürel akımlara yem olmaya devam ederek sonunu hazırladı. Planların pratikte tamamen tersinden gerçekleştiği toplumsal vaka örneği idi Osmanlı’da Batılılaşma ve maalesef Kültürel Erozyon ile bir kimlik yok edilmiş oldu.

Cumhuriyet ve Modernleşme:

Osmanlı örneğinde olduğu gibi Batının ilerlemesini kendisine hedef tayin eden genç devlette aynı yolu izlemiş oldu. Bilimin ve terakkinin yegâne sebebi olan kültürel olgunlaşmanın selameti düşünülmeksizin hızlıca hayata geçirilmek istenen Batının bire bir kopya ürünleri ile geçmiş ile bağlantı koparılmıştır. Geçiş bir utanç vesilesi olmasının önü, böylelikle ona ait olan her bir varlığın yok edilmesi ile kesilmiş oldu. Batının hukuk, edebiyat, dil, sosyal yaşam araçları, inanış mekanizmaların aynen kopyalanması sonucu 200 yıl ara ile yeni bir değişim süreci başlamış oldu. Bu değişimin kalıcı olması için kanunun yaptırıcı ve ezici gücü ile korundu. Kültürel, siyasi, ekonomik devrimlerin devamı için yasa ve askeri gücün çalışması önemliydi.

Ne demeye Çalıştık:

Gerek Osmanlı’da ki Batılılaşma hareketleri gerekse Türkiye Cumhuriyetinde ki Modernleşme çabaları çok yanlış anlaşılmıştır. Maziden bağları koparılan, yeni bir kültür yaratılmaya çalışılan eylemlere dönüşmüştür. Batının ilerlemesinde nelerin önemli olduğunun ve hayata geçirilmesi gerektiği yanlış anlaşılmıştır. İleri medeniyetlerin çıktıları olan ürünler ithal edilerek sentezlenmeye tabi tutulan bir olguya sebep olmuştur. Muasır medeniyetlerin ürünlerini toplumsal değişime malzeme etmek yerine toplumun muasır medeniyet olma yolunda yeni ürünler üretmesine ve hazmetmesine zemin hazırlamak ve teşvik etmek lazımdır.