POLİTİKA FAİZİNİN YÜKSELMESİ VE DÜŞMESİ PİYASALARA NASIL YANSIR

Merkez bankalarının en güçlü ve en çok tartışılan araçlarından biri politika faizidir. Politika faizi yalnızca teknik bir oran değil; finansal piyasaların yönünü, yatırımcı davranışlarını, şirketlerin karar alma süreçlerini ve hane halkının günlük ekonomik tercihlerini doğrudan etkileyen temel bir sinyaldir. Bu nedenle politika faizinde atılan her adım, sadece bankacılık sisteminde değil; dövizden borsaya, enflasyondan istihdama kadar geniş bir alanda yankı bulur. Politika faizinin yükselmesi ya da düşmesi, piyasalarda farklı beklentiler ve tepkiler yaratır; bu tepkilerin yönü ve şiddeti ise ekonominin mevcut koşullarına, güven düzeyine ve uygulanan ekonomi politikalarının tutarlılığına bağlıdır.

Politika faizinin yükseltilmesi genellikle “sıkı para politikası” olarak tanımlanır. Bu adımın temel amacı, enflasyonist baskıları azaltmak ve fiyat istikrarını sağlamaktır. Faiz oranı yükseldiğinde, bankaların merkez bankasından borçlanma maliyeti artar. Bu maliyet artışı, kredi faizlerine yansır ve kredi kullanımı pahalı hale gelir. Sonuç olarak hem bireylerin hem de şirketlerin borçlanma iştahı azalır. Tüketim ve yatırım harcamalarında yavaşlama görülür. Bu yavaşlama, toplam talebi düşürerek enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturur.

Faiz artışının piyasalara ilk yansıdığı alanlardan biri döviz piyasasıdır. Yüksek faiz, yerli ve yabancı yatırımcılar için yerel para cinsinden varlıkları daha cazip hale getirir. Özellikle portföy yatırımları açısından bakıldığında, artan faiz oranları sermaye girişlerini teşvik edebilir. Bu durum, yerel para biriminin değer kazanmasına ya da en azından kur üzerindeki baskının azalmasına katkı sağlar. Ancak bu etki kalıcı olmak zorunda değildir. Eğer faiz artışı, güvenilir ve öngörülebilir bir ekonomi politikası çerçevesiyle desteklenmiyorsa, kısa vadeli sermaye hareketleri geçici bir rahatlama sağlamakla sınırlı kalabilir.
Borsa cephesinde ise faiz artışları genellikle olumsuz algılanır. Yükselen faiz oranları, şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırır ve kârlılık beklentilerini aşağı çeker. Aynı zamanda faiz getirisi sunan mevduat ve tahvil gibi araçlar, hisse senetlerine alternatif olarak daha cazip hale gelir. Bu durum, borsadan çıkışları hızlandırabilir ve endekslerde düşüşe yol açabilir. Özellikle yüksek borçluluk oranına sahip şirketlerin hisseleri, faiz artışlarına karşı daha hassas olur. Bununla birlikte bankacılık sektörü, faiz artışlarından kısa vadede olumlu etkilenebilen nadir alanlardan biridir; ancak bu etki de kredi hacmindeki daralmayla zamanla sınırlanabilir.

Politika faizinin yükselmesinin bir diğer önemli yansıması da reel sektör üzerinde görülür. Yüksek finansman maliyetleri, yeni yatırımların ertelenmesine veya iptal edilmesine neden olabilir. Küçük ve orta ölçekli işletmeler, artan kredi faizleri karşısında daha kırılgan hale gelir. Bu durum, ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü bir etki yaratır. Ancak uzun vadeli perspektiften bakıldığında, enflasyonun kontrol altına alınması ve makroekonomik istikrarın sağlanması, sürdürülebilir büyüme için gerekli zemini oluşturur. Dolayısıyla faiz artışı kısa vadede zorlayıcı olsa da doğru uygulandığında orta ve uzun vadede ekonominin sağlığı açısından olumlu sonuçlar doğurabilir.

Politika faizinin düşürülmesi ise genellikle ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla tercih edilen bir adımdır. Faiz indirimi, bankaların fonlama maliyetini azaltır ve kredi faizlerinin düşmesine zemin hazırlar. Daha ucuz kredi hem tüketimi hem de yatırımı teşvik eder. Hane halkı açısından bakıldığında, konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerine erişim kolaylaşır. Şirketler için ise yatırım projelerinin finansmanı daha cazip hale gelir. Bu canlanma, ekonomik aktiviteyi artırarak büyümeye katkı sağlar.

Faiz indirimlerinin piyasalara yansımasında borsa önemli bir rol oynar. Düşen faiz ortamında, hisse senetleri daha cazip hale gelir. Çünkü düşük faiz, şirketlerin finansman maliyetlerini azaltır ve kârlılık beklentilerini yükseltir. Aynı zamanda mevduat ve tahvil getirilerinin düşmesi, yatırımcıları daha yüksek getiri arayışıyla borsaya yönlendirebilir. Bu süreçte borsa endekslerinde yükselişler görülebilir. Ancak bu yükselişlerin sağlıklı ve kalıcı olabilmesi için ekonomik temellerle desteklenmesi gerekir. Aksi halde, sadece ucuz para etkisiyle oluşan fiyat artışları, kırılgan bir yapı yaratabilir.

Döviz piyasasında ise faiz indiriminin etkileri daha karmaşıktır. Faizlerin düşmesi, yerel para cinsinden varlıkların getirisini azaltır. Bu durum, özellikle enflasyonun yüksek seyrettiği ekonomilerde döviz talebini artırabilir. Yerli para üzerinde değer kaybı baskısı oluşabilir. Eğer faiz indirimi, enflasyonla mücadelede erken veya yetersiz bir adım olarak algılanırsa, kurda hızlı ve sert hareketler görülebilir. Bu da ithalat maliyetlerini artırarak enflasyonun yeniden yükselmesine neden olabilir. Dolayısıyla faiz indirimi, piyasalarda güven unsuru ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir politikadır.

Tahvil ve bono piyasaları da politika faizindeki değişimlere doğrudan tepki verir. Faiz artışları, mevcut tahvillerin değerini düşürürken; faiz indirimleri tahvil fiyatlarını yükseltir. Bu nedenle sabit getirili menkul kıymetler, faiz kararlarının en hızlı yansıdığı alanlardan biridir. Uzun vadeli faizler ile kısa vadeli faizler arasındaki fark, piyasanın geleceğe dair beklentilerini yansıtan önemli bir gösterge haline gelir.

Politika faizinin piyasalar üzerindeki etkisini değerlendirirken beklentiler ve iletişim de büyük önem taşır. Merkez bankalarının şeffaf ve tutarlı bir iletişim politikası izlemesi, piyasa tepkilerinin daha dengeli olmasını sağlar. Sürpriz kararlar veya sık yön değişiklikleri, belirsizliği artırarak piyasalarda dalgalanmayı güçlendirir. Bu nedenle faiz kararlarının sadece oran değişikliği olarak değil, bütüncül bir para politikası çerçevesi içinde ele alınması gerekir.

Sonuç olarak politika faizinin yükselmesi ve düşmesi, piyasalara tek yönlü ve basit etkiler yaratmaz. Her iki durumda da kazananlar ve kaybedenler ortaya çıkar. Faiz artışı, enflasyonla mücadele ve finansal istikrar açısından önemli bir araçtır; ancak büyüme üzerinde baskı yaratabilir. Faiz indirimi ise ekonomik canlılığı desteklerken, enflasyon ve döviz kuru risklerini beraberinde getirebilir. Bu nedenle asıl belirleyici olan, politika faizinin hangi koşullarda ne amaçla ve ne kadar süreyle kullanıldığıdır. Sağlıklı işleyen piyasalar için önemli olan, faiz kararlarının güven veren, öngörülebilir ve tutarlı bir ekonomi politikasıyla desteklenmesidir. Bu denge sağlandığında, politika faizi piyasalarda bir belirsizlik unsuru değil; yol gösterici bir pusula işlevi görür.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar