REJENERATİF REGÜLASYON

Giderek hızlanan üretim döngüleri, kırılganlaşan ekosistemler ve tahrip edici küresel şoklar, devletlerin ve şirketlerin geleneksel regülasyon anlayışını kökten gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Son yıllarda uluslararası politika literatürüne giren “rejeneratif regülasyon” kavramı, yalnızca riskleri azaltmayı değil; ekonomik, çevresel ve toplumsal sistemleri aktif olarak yenilemeyi amaçlayan yeni bir yönetişim yaklaşımının kapısını aralıyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliğin ötesine geçerek, bozulan kaynakların yeniden üretilmesi, tükenen kapasitenin yeniden inşa edilmesi ve uzun vadeli dayanıklılığın kurumsal standart hâline getirilmesi gerektiğini savunuyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz enerji dönüşümü, gıda arzındaki kırılganlıklar, işgücü piyasalarındaki yetkinlik açığı ve iklim kaynaklı doğal afetler; yalnızca “koruyucu” değil, aynı zamanda “iyileştirici” bir düzenleme modelinin niçin kaçınılmaz olduğunu açık şekilde gösteriyor. Rejeneratif regülasyon tam da bu noktada devreye giriyor: işletmeler, kamu otoriteleri ve toplumsal aktörlerin, yeniden üretim kapasitesini artırmayı stratejik hedef olarak benimsemesini sağlayan bir politika çerçevesi sunuyor.

Düzenlemelerde Yeni Paradigma: Sürdürülebilirlikten Yenileyiciliğe Geçiş

Klasik regülasyon sistemleri risk sınırlama üzerine kuruludur. Örneğin çevre düzenlemeleri kirletici faaliyet için sınır koyar, finansal düzenlemeler aşırı risk almayı engeller, iş sağlığı kuralları ise tehlikeyi minimumda tutmayı amaçlar. Oysa bu yaklaşım, mevcut seviyenin korunmasına odaklanır; bozulan yapının iyileştirilmesine dair aktif bir hedef barındırmaz.

Rejeneratif regülasyonda ise hedef seviye sabit değildir, yukarı yönlü hareketlidir. Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının ötesinde, ekosistemlerin iyileşmesi, karbon yutak kapasitesinin artması, tarım arazilerinin verimliliğinin yükselmesi veya finansal sistemde şok emme kapasitesinin genişlemesi gibi pozitif kazanımlar hedeflenir.
Bu üç temel prensip üzerine kurulur:

Sistem Odaklılık: Regülasyon, tek bir sektörün değil, tüm ekosistemin işleyişini dikkate alır. Örneğin su yönetimi politikaları yalnızca tarımı değil, şehirleşmeyi, enerji üretimini ve ekolojik döngüleri birlikte ele alır.

Pozitif Değer Üretimi: Her kural, yalnızca olumsuz etkinin azaltılmasını değil, ilave bir toplumsal veya ekolojik kazanç yaratılmasını hedefler.

Uyarlanabilirlik: Değişen koşullara hızla uyum sağlayabilecek esnek mekanizmalar tasarlanır. Bu yönüyle rejeneratif regülasyon, belirsizlik çağının ihtiyaçlarına klasik regülasyondan daha iyi yanıt verir.
Ekonomide Rejeneratif Regülasyonun Etkisi: Üç Büyük Değişim

1. Üretim Modellerinde Yenileyici Yaklaşım

Sanayide döngüsel ekonomi uygulamaları bu dönüşümün en belirgin adımlarından biri. Sıfır atık hedefi, geri dönüşümlü hammadde kullanımı, düşük karbon teknolojileri ve yeniden kullanım odaklı tasarım standartları, regülasyon tarafından teşvik edildiğinde sektörel rekabet gücü yükseliyor. Böylece firmalar sadece uyum sağlayan değil, kaynak verimliliği artırarak maliyet düşüren aktörlere dönüşüyor.

2. Tarım ve Gıda Politikalarının Regeneratif Üretime Evrilmesi

İklim değişikliğinin en yoğun hissedildiği alan olan tarımda rejeneratif regülasyon, toprak sağlığını artıran, su tüketimini azaltan, biyoçeşitliliği koruyan üretim modellerini destekliyor. Toprak karbon depolama kapasitesinin artırılması, pestisit kullanımına yönelik pozitif teşvikler ve küçük üreticilerin toprak yenileyen tekniklere yönlendirilmesi bu kapsamda öne çıkıyor. Bu dönüşüm yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda ekonomik: daha dirençli toprak, daha öngörülebilir verim ve daha istikrarlı fiyat oluşumu demek.

3. Enerji Dönüşümünde Yenileyici Standartlar

Enerji sektöründe regülasyon uzun yıllardır güvenlik ve arz sürekliliği ekseninde ilerliyordu. Rejeneratif yaklaşım ise üretimin iklim ve ekosistem üzerindeki toplam etkisini azaltacak şekilde tasarlanmasını hedefliyor. Yenilenebilir kapasite artışına ek olarak, enerji depolama çözümleri, şebeke verimliliği, yerli teknoloji geliştirme ve düşük etkili madencilik standartları bu dönüşümün temelini oluşturuyor.

Toplumsal Boyut: Yalnızca Ekonomi Değil, Sosyal Doku da Yenileniyor

Rejeneratif regülasyonun en kritik ve en az tartışılan yönlerinden biri toplumsal dayanıklılığı güçlendirmesi. İşgücü piyasasında yaşam boyu öğrenme mekanizmalarının teşvik edilmesi, sosyal koruma ağlarının uyarlanabilir hâle getirilmesi ve kırılgan grupların ekonomik döngülere yeniden kazandırılması, bu çerçevenin sosyal ayağını oluşturuyor.

Ayrıca şehir planlamasında yeşil alanların artırılması, afet dayanıklı yapı standartları ve iklim göçmenlerine yönelik uyum programları gibi uygulamalar da toplumun regülasyon yoluyla yenilenmesini sağlıyor. Böylece yalnızca ekonomik sistem değil, toplumsal bütünlük de güç kazanıyor.

Devletler İçin Yeni Bir Yönetişim Zihniyeti

Rejeneratif regülasyon, merkezî ve yerel yönetimlere yeni bir liderlik rolü yüklüyor. Bu rol, standart belirleyici olmaktan çok; veri toplayan, öğrenen, politika test eden ve yenilik üreten bir “etkin ekosistem yöneticisi” olmayı gerektiriyor.
Ayrıca dijital teknolojilerle desteklenen erken uyarı mekanizmaları, dinamik etki analizleri ve politika geri bildirim döngüleri, rejeneratif düzenlemelerin başarısı için kritik unsurlar hâline geliyor.

Sonuç: Yenileyici Regülasyon Çağına Doğru

Dünyanın hem ekonomik hem ekolojik açıdan gerilimli bir döneme girdiği bu çağda, yalnızca koruyucu politikalarla ayakta kalmak mümkün değil. Rejeneratif regülasyon; risk azaltmanın ötesine geçerek, geleceği iyileştirmeyi hedefleyen proaktif bir yönetişim anlayışı sunuyor.

Bu yaklaşımın yaygınlaşması, ülkelerin rekabet gücünü artırmakla kalmayacak; aynı zamanda gezegenin kaynaklarını daha adil, verimli ve uzun ömürlü şekilde yönetebilmemizin de anahtarı olacak. Rejeneratif regülasyon, geleceğin yalnızca korunacak değil, yeniden kurulacak bir alan olduğunu hatırlatıyor.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar