Risk

İran-İsrail savaşı ve Ukrayna-Rusya savaşı başta olmak üzere, dünya üzerinde bölgesel birçok gerilim, kaos devam etmektedir. Bir de karışmaya, savaşa meyilli bölgeler bulunmaktadır. Bir laboratuvar titizliğinde bu riskli bölgeler, zamanı gelince patlamaya hazır durumda bekletilmektedir.
Buna en belirgin örnek Akdeniz ve Adalar Denizi gösterilebilir. Yunanistan’ın, İsrail’le kurduğu ittifakla kendini ateşe atacak riskli adımlar atması, suyu fazlasıyla ısındırmıştır.
Silahın sahipleri savaşın, ilaç lobisini elinde tutanlar hastanın eksik olmasını istemezler. Karbon yakıtı elinde tutanlar ise birçok sektörü dizayn ederler. Şu an Yemen’de Husiler, neredeyse dünya piyasasını sallayacak bir noktayı elinde tutmaya başladı.
Savaştan dolayı zaten kapalı olan ve dünya deniz yollarını tıkayan Hürmüz Boğazı’na, şimdi de Babülmendep Boğazı eklenmiştir. Peki, Husiler kimdir? Nasıl oluyor da birçok küresel düzene karşı çıkan bir yapıya sahipler?
Öncelikle Husileri toplum olarak tam tanımadığımız için olaylara farklı pencereden analiz ediyoruz. Kuzey ve Güney Yemen, 22 Mayıs 1990 tarihinde resmen birleşerek Yemen Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Ancak 1994’te yönetime hâkim olma ve aykırı fikir uyuşmazlıkları sonucu iç savaşlar çıkmıştır.
O günden bu yana Husiler, 1990 öncesi bağımsızlığını tekrardan kazanmak için Yemen ordusuyla savaşmaktadır. Yani 1990 birleşmesinden önce de var olan bir yapıdır. Ayrı bir düzen, okul, banka ve yönetime sahip Husilere bir terör örgütü olarak bakmak haksızlıktır.
Ancak bir devlet anlayışına sahip yapı da değillerdir. Bu da ne kadar bağımsız bir iradeye sahip olsalar da, bir ülkeyle fikirleri uyuştuğunda, o ülkenin ekmeğine yağ sürecek adımlar atmaktadırlar. Bulundukları konum onları zamanla deniz ticaretini sekteye uğratma gibi amaçlarından bağımsız hareket etmelerini sağlamıştır.
İran için Husiler son zamanlarda kullanışlı bir argüman olsalar da (Suudi Arabistan, ABD gibi ortak düşmanları olsa da) fikirleri uyuşmadığında Husilerin onları da takmayacağını bilirler.
Böylelikle Hürmüz, Babülmendep Boğazlarını elinde tutan bu iki irade, dünyayı ekonomik olarak etkileyecek çok büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor. Bunları küresel bir akıldan bağımsız yaptıklarına inanmanın ahmakça olduğunu bilmenizi isterim.
Ne İran ne Husiler bağımsız olarak bunu yapmaya cesaret edemezler. O zaman bu olayların kime yaradığına bir bakalım. Rusya, ABD ve İran ve yakıt ihraç eden ülkeler bu olaylardan fazlasıyla kâr elde etmiştir.
Özellikle ABD doları değer kazanmıştır. İsrail, İran riskini dünyaya tanıtıp daha fazla silahlanma ve bölgesel yayılma için dünyaya bahane sunmuştur.
Bu boğazlara atılan makas, uzun vadede özellikle Avrupa’yı ve Türkiye’yi de etkileyecektir. Fakat Türkiye’nin Somali’deki her kulvarda varlığı, bu olaylardan dolayı iki kat önem kazanmıştır.
Haritada Yemen’in hemen karşısındaki yakada bulunan bu ülke, ileride bize birçok avantaj sağlayacaktır. Özellikle Mekke İttifakı’yla birlikte Husiler, bize karşı cephe almıştır.
Mâlum ülkelerin onlara sunduğu çıkarla, Suudi Arabistan’a saldırmaya yöneltilmişlerdir. Bu riskli oyun aslında anlaşabileceğimiz dinamizimler barındıran Husileri, daha da ateşin içine sokmuştur.
Ortadoğu’da iç içe geçmiş çıkar ve denge sorunları, asla bir pencereden bakılmayacak kadar karmaşık ittifaklar izlemektedir.
Gerek Adalar Denizi, Akdeniz, İsrail, Kıbrıs, Yemen, İran savaşı, her biri ayrı analiz edilmesi gereken sorunlar olsa da, iç içe geçmiş ortak riskler barındırıyor. Ben 2030’a kadar dünyada birçok savaşın yaşanacağına dair emarelerin bulunduğuna inanıyorum.
Haritalar tekrar şekillenecek. Tarihi, kökü olmayan güçsüz ülkeler, gücü elinde bulunduranın himayesine dahil olacak.
Bundan dolayı Türk Birliği, Mekke İttifakı gibi küresel hamleler çok önemlidir. Bu süreçlerden daha güçlü çıkabileceğimiz birçok unsura sahip olduğumuzu bilmenizi isterim.
Türkiye’nin Doğu Türkistan’dan, Balkanlara, Suriye’den, Kudüs’e, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan büyük etki alanına sahip olacaktır.
Selam ve dua ile...