Sessiz Zaferlerin Gücü

‘’Kendini fetheden bin savaş kazanan generalden daha güçlüdür.’’
Tarihte nice komutanlar geçti. Haritalar değişti, sınırlar yeniden çizildi, şehirler alındı, kaleler yıkıldı. Ama ne tuhaf…
Onca zaferin ardından geriye kalan çoğu zaman bir yorgunluk, bir boşluk, bazen de doymamış bir hırs oldu. Çünkü insan dışarıda ne kadar çok şey kazanırsa kazansın, içeride kayıpsa o zaferler eksik kalıyor.
Kendini fethetmek; öfkeni tanımak ama onunla hareket etmemektir. Kırıldığını bilmek ama kırarak iyileşmeye çalışmamaktır. Her istediğini yapabilecek güce sahipken, her istediğini yapmamayı seçebilmektir. İşte asıl disiplin burada başlar. Çünkü kendine hükmedemeyen biri, dünyaya hükmetse ne olur?
Bugün savaş alanları değişti. Kılıçların yerini kelimeler, kalelerin yerini egolar aldı.
İnsan artık en çok kendisiyle çarpışıyor. Sabırsızlığıyla, korkularıyla, geçmişten taşıdığı yüklerle… Ve bu savaşta kazananlar, en sessiz olanlar. Alkış beklemeden doğruyu yapanlar. Kendini haklı çıkarmak yerine kendini geliştirmeyi seçenler.
Kendini fetheden insan, herkes giderken kalabilendir. Herkes konuşurken susabilen, susması gerekirken konuşabilendir. İntikam almak yerine yoluna bakabilendir. Kaybettiğinde bile karakterini kaybetmeyendir. Bu yüzden böyle insanlar gösterişli değildir; ama etkilidir.
Gürültü çıkarmazlar, aksine iz bırakırlar.
Bin savaş kazanan general tarihe geçebilir. Ama kendini fetheden insan, hayatın kendisine kazandırdığı en büyük rütbeyi alır; iç huzur. Ve bu rütbe ne üniformayla taşınır ne de başkasının onayıyla. Sadece insanın omurgasında durur.
Belki de bu yüzden en büyük zafer, kimsenin görmediği yerde kazanılandır. Kimse alkışlamaz, kimse yazmaz. Ama sen bilirsin. Ve insanın kendine duyduğu saygı, kazanabilecek en büyük zaferdir.