Her şeyi öyle sıradanlaştırdık ki sevgi artık sözlerde, bir günde kaldı. Onu da kapitalist sisteme, popüler kültürün vitrinlerine teslim ettik. Oysa sevgi, vitrinlik bir duygu değildir. Paketlenmez, fiyatlandırılmaz, kampanyaya girmez.
Yozlaşan bir çağda yaşıyoruz. Sevgiler bataklıkta açan çiçeklere döndü. Var ama zor görülüyor. Var ama zor yaşanıyor. Masumiyetini kaybeden aşkın ardından bakıp “Nerede hata yaptık?” diye sormuyoruz bile.
Kim demiş sevginin günü olur diye?
Sevgini göstermek için bir güne mi ihtiyaç var? Pahalı, popüler hediyelere mi? Sevmenin takvimi olmaz. Sevginin değeri maddiyatla ölçülmez.
Gerçek sevgi; ihtiyacın olduğu anda gelen sıcak bir sözdür. Bir bakıştır. Yanında olmasa da kalbinde yerinin değişmediğini bilmektir. Bir gölge gibi arkanda duran, düşeceğini hissettiğinde seni tutan görünmez bir yürektir.
Sevgi; “onu o olduğu için” sevmektir.
Varlıkta da yoklukta da…
Hastalıkta da sağlıkta da…
İnsan ne güzelliği sever ne gençliği ne gücü… İnsan kalbi, kalbine denk geleni sever. Menfaatine göre değil, çıkarsızca sever. Bir gün biteceğini bilse bile sever. Çünkü sevgi hesap yapmaz.
Sevmek, bir kuşun kafesini açmaktır aslında. Sevdiğine gökyüzünü sunmaktır. Sevilen için ise gönül rızasıyla o gönül kafesinde kalmaktır. Göç ettiğin bir diyarı vatan bilmek gibidir sevgi.
Taş duvarların arkasına sakladığımız duyguların arasından hâlâ filizleniyorsa, umut bitmemiştir.
Sevginin bir güne sığmadığı, ömürlük sevgileriniz olsun.