Sorun sevilip sevilmediğimiz değildir. Sorun, sevginin davranışa dönüşmemesidir.
Herkes ‘’seviyorum’’ diyebilir. Ama sevgi, söylenen kelime değil; yapılan bir eylemdir. Davranışa dökülmeyen sevgi, niyet gibidir: Güzel ama etkisiz.
Bencilce sevgi vardır mesela.
Karşındakini değil, kendi konforunu merkez alan…
‘’Ben böyleyim’’ diyerek karşındakini incitmeyi normalleştiren.
Seviyorum der ama yük taşımaz.
Paylaşmaz, sorumluluk almaz, zahmete girmez.
Empatiden yoksun sevgi vardır.
Karşındakinin duygusunu duymayan, görmeyen, önemsemeyen.
Üzüntüyü dram, ihtiyacı naz, kırgınlığı abartı sayan bir sevgidir bu.
Oysa empati yoksa, sevgi sadece bir iddiadır.
Merhametsiz sevgi vardır.
Canı yananı sakinleştirmek yerine susturan, acıya eşlik etmek yerine kaçan. ‘’Bunu da mı sorun ediyorsun?’’ cümlesiyle kalbi yaralayan.
Merhametin olmadığı yerde sevgi, sert bir kabuktan ibarettir.
Çıkarcı sevgi vardır.
İşine yaradığı sürece sıcak, işi bitince soğuk. Destek, ilgi, şefkat hep bir karşılığa bağlıdır.
Sevgi değil, alışveriştir bu.
Kontrolcü sevgi vardır.
Sahiplenme adı altında boğan, kıskançlık adı altında kısıtlayan.
‘’Benim için’’ diyerek sınırları ihlal eden, oysa sevgi özgürleştirir; kontrol etmez.
Ve şunu kabul edelim: Bunların hiçbiri sevgi değildir.
Sevgi; düşünmektir, gözetmektir, davranışa dökmektir.
Sevgi; zor zamanda da kalabilmektir.
Sevgi; karşındakinin duygusunu kendi haklılığından önce koyabilmektir.
İnsan sevilmediği için değil, sevilir gibi yapılıp yalnız bırakıldığı için yorulur. Sözde var olup davranışta yok olan sevgiler, insanı sevgiden değil sadece insanlardan da soğutur.
Belki de sorun şu: Herkes sevdiğini söylüyor ama çok azı sevmenin ne gerektirdiğini göze alıyor.