Kontrol eden insanın sevgisi koşulludur. Siz ‘’uygunsanız’’, ‘’itaat ediyorsanız’’, ‘’onun istediği gibi biriyseniz’’ vardır. Sizi olduğunuz gibi görmek, anlamak veya kabul etmek yerine, sizi şekillendirmek ister. Değiştirmeye çalıştığı her davranışınızda, yönlendirdiği her seçimde, bastırdığı her duygunuzda kimliğiniz biraz daha silinir.
Ve bir gün aynaya baktığınızda fark edersiniz: Bu ilişkide en çok kaybettiğiniz kişi kendinizsiniz.
Oysa en derin yara sevgiden değil, kendimize olan saygıyı yitirdiğimiz anlardan gelir. Çünkü kontrol edenin sevgisi sizi değil, sizin üzerinizdeki hükmü sever. Siz bu güce teslim olduğunuzda ise kendinizi sevmeyi bırakırsınız. İçinizdeki ses susar, seçimleriniz küser, özgürlüğünüz daralır. Böyle ilişkilerde kalmak yavaş yavaş kendi değerinizden vazgeçmektir.
Gerçek sevgi bir sahiplik değildir; bir alan açmaktır. Birinin sizi yönetmesine değil, sizinle birlikte büyümesine niyet eder. Sevgi, bir elinizden tutarken diğer elinizi özgürlüğe bırakır. Kendiniz olabildiğiniz bir ilişkide güven vardır, gelişim vardır, karşılıklı sorumluluk ve fedakârlık vardır.
Eğer bir ilişkide sevgi adınıza kendinizi kaybediyorsanız, emin olun o sevgi değildir. Çünkü sevginin olduğu yerde kontrol değil, saygı vardır.
İnsanın önce kendini sevmeyi seçmesi gerekir. Bazen en büyük cesaret, sizi sevmediği halde sizi yönetmek isteyen kişiden uzaklaşma kararıdır.
Bir ilişkide önemli olan sizi kim yönettiği değil, kimin yanınızda yürüdüğüdür. Ve en kıymetli yürüyüş, kendinize geri döndüğünüz gündür.