“Göz hoşuna gideni sever, akıl kendini anlayanı sever ama ruh kendine benzeyenden başkasını sevemez.”
Bu cümle, sevmenin katmanlarını öylesine sade ama derin bir şekilde anlatır ki, insan kendi hayatına bakmadan edemez. Çünkü çoğu zaman sevdiğimizi sandığımız şeylerin aslında hangi düzeyde olduğunu sorgulamayız.
Gözün sevmesi kolaydır. Bir bakış, bir duruş, bir gülüş… Estetik olanın çekimi hızlıdır, etkisi anlıktır. Bu yüzden ilk karşılaşmalar çoğu zaman yanıltıcıdır; göz, gördüğünü tamam sanır. Oysa zaman geçtikçe, o “hoş” olanın ne kadar yüzeyde kaldığını fark ederiz. Çünkü göz, derinlik aramaz; sadece beğenir.
Akıl ise daha seçicidir. Kendini anlayanı sever. Aynı dili konuşmak, benzer düşünmek, ortak bir mantık zemininde buluşmak… Bunlar ilişkileri daha sağlam kılar. İnsan, anlaşılmanın verdiği huzuru hafife almamalıdır. Çünkü anlaşılmak, insanın yalnızlığını azaltır. Ama yine de aklın sevgisi, çoğu zaman ölçülüdür; tartar, biçer, sorgular.
Asıl mesele ruhun sevmesidir. Ve ruh, benzeyeni arar. Bu benzerlik yüzeyde değildir; ne görünüşte ne de fikirde… Bu, daha derin bir tanışıklıktır. Sanki daha önce bir yerde karşılaşılmış gibi gelen o his… Açıklayamadığımız ama inkâr da edemediğimiz bir yakınlık.
Ruhun tanıdığı insanlar vardır hayatta. Onlarla konuşurken kelimeler eksik kalsa bile anlaşılır her şey. Sessizlik bile iletişime dönüşür. İşte o noktada sevgi, ne gözün hoşuna gitmekle ne de aklın onay vermesiyle ilgilidir. Orada başka bir bağ kurulmuştur.
Belki de bu yüzden bazı insanları “mantıklı” bulur ama sevemeyiz. Ya da çok etkileyici bulduğumuz birine karşı içimizde bir şey eksik kalır. Çünkü ruh, kendi yankısını duymadığı yerde uzun süre kalamaz.
Modern hayat bize çoğunlukla gözün ve aklın sevgisini öğretir. Daha güzel, daha doğru, daha uyumlu olanı seçmemizi ister. Ama ruhun ne istediğini sormayı unuturuz. Oysa insan, en çok ruhunun tanıdığı yerde kendisi olur.
Belki de gerçek sevgi; birini görmek, anlamak ya da beğenmekten öte, onda kendinden bir parça bulmaktır. Ve o parçayı fark ettiğimiz anda, artık geri dönüş yoktur.
Çünkü ruh, kendine benzeyeni bulduğunda… artık aramayı bırakır.