‘’Erkekler sinek mi, bala da konarlar boka da?’’
Bu cümle ilk duyulduğunda serttir, biraz da kırgındır. İçinde alay vardır ama asıl taşıdığı şey hayal kırıklığıdır. Çünkü bu cümle bir genelleme değil, bir yoğunluğun dışa vurumudur.
Ama gel, dürüst olalım…
Mesele sinek olmak değil.
Mesele neyi seçtiğin.
Sinek balı da bulur, çöpü de. Ama arı sadece çiçeğe gider. Çünkü derdi beslenmek değil, üretmektir. İşte tam da burada ayrım başlar: Bir insanın kalitesi, neye ulaşabildiğiyle değil, neyi tercih ettiğiyle ölçülür.
Bazı erkekler vardır…
Güzel olanı sever ama kolay olanı seçer. Değerli olanı ister ama uğraşmak istemez. Kalbi olanı görür ama egosunu besleyeni tercih eder.
Sonra dönüp der ki: ‘’Ben böyleyim.’’
Hayır.
Kimse ‘’böyle’’ doğmaz.
İnsan, tekrar ettiği seçimlerin toplamıdır.
Bugün bala konup yarın boka giden bir zihnin problemi, seçenek çokluğu değil.; değer bilmezliğidir. Çünkü değer bilen insan, her gördüğüne konmaz. Birini seçmek, diğerlerinden vazgeçebilmeyi gerektirir. Ve vazgeçemeyen herkesi aslında hiçbir şeye sahip değildir.
Kadınlar çoğu zaman bunu yanlış yerden okur. ‘’Kendimde ne eksik?’’ diye sorar.
Oysa soru şu olmalı: ‘’Karşımdaki insanın karakteri ne kadar sağlam?’’
Çünkü bazı insanlar, en güzel şeyi bile kirletir. Onlara bal versen, yine çamura bulanır.
Bu yüzden mesele erkekler değil, Mesele, insanların içindeki yön pusulası.
Kimisi her yere konar.
Kimisi ise nereye konduğunu bilir.
Ve inan bana…
Doğru insan, sadece güzel olanı sevmez. Güzel olanı korur.