Bazı cümleler vardır; bir ilişkiyi, bir kurumu, hatta bir toplumu anlatmak için sayfalarca analizden daha etkilidir. Bu da onlardan biri.
Sınır dediğimiz şey, aslında karşı tarafa verdiğimiz en net mesajdır: "Buraya kadar."
Bir insanın neye izin vereceğini, neyi kabul etmeyeceğini, hangi davranışın sonuç doğuracağını belirleyen görünmez çizgilerdir bunlar. Sağlıklı ilişkilerde bu çizgiler sürekli yeniden çizilmez. Çünkü sınırın gücü, kalınlığından değil, kararlılığından gelir.
Ne var ki birçok insan, birçok yönetici ve birçok kurum aynı hataya düşüyor. Bir davranışı önce görmezden geliyor, sonra uyarıyor, ardından bir kez daha uyarıyor, sonra son bir şans veriyor, sonra da son şansın son şansını...
Ortaya çıkan şey artık sınır değil; kararsızlığın eskizi oluyor.
Çocuk eğitiminden iş hayatına kadar her alanda aynı tabloyu görmek mümkün. Defalarca ihlal edilen kurallar, uygulanmayan yaptırımlar ve sürekli ertelenen sonuçlar... Bir süre sonra insanlar çizginin nerede olduğunu değil, çizginin aslında var olup olmadığını sorgulamaya başlıyor.
Çünkü insanlar söylenene değil, uygulanana inanır.
Bir sınırın sürekli yeniden çizilmesi, karşı tarafın saygısızlığından önce çizgiyi çizen kişinin tereddüdünü gösterir. Her yeni çizgi, bir öncekini biraz daha silikleştirir. Tıpkı karakalem çalışmasında olduğu gibi. Aynı yerden tekrar tekrar geçen kalem, resmi belirginleştirmez; bazen sadece kâğıdı yorar.
Elbette hayat katı kurallardan ibaret değildir. Hata olur, istisna olur, affetmek gerekir. Ancak istisna ile alışkanlık arasındaki farkı kaybettiğiniz anda sınırlar anlamını yitirir.
Bugün birçok insanın yaşadığı sorun, sınır koyamamak değil; koyduğu sınırın arkasında duramamaktır. Oysa saygı, çizginin kaç kez çizildiğiyle değil, bir kez çizildiğinde ne kadar ciddiye alındığıyla oluşur.
Bu yüzden bazen mesele yeni bir çizgi çekmek değildir. Mesele, zaten çekilmiş olan çizginin arkasında durabilmektir.
Çünkü sınır bir kez çizilir.
Üç beş kere çizmek zorunda kalıyorsanız, ortada artık sınır değil, karakalem çalışması vardır.