Bazı insanlar yaralarını iyileştirmek yerine onlara sığınmayı tercih eder. Travmalarını bir yük olarak değil, bir bahane olarak taşırlar. Çocukluklarının, geçmiş kırılmalarının, eski acılarının ardına saklanarak bugünkü sorumluluklarını unutur; hatta başkalarının dünyasını karartmayı bile hak gördüklerini zannederler. Oysa travmalar bir mazeret değildir; kimsenin üzerinde hak iddia edeceğiniz bir ayrıcalık hiç değildir.
Evet, hepimizin geçmişinde zor zamanlar var. Hepimizin kalbinde sızlayan bir yer, çocukluğunda duyulmayan bir çığlık, gençliğinde sahip çıkılmayan bir parça var. Ama bu, bugün karşımızdaki insanı incitme hakkı vermez.
Travmalarınız sizin suç ortağınız değildir. Sizi asıl yoran, yaşadıklarınız değil; iyileşmek yerine onlara tutunmayı seçmenizdir.
Bazı insanlar için travma, artık kimlik haline gelir: ‘’Ben böyleyim çünkü çocukluğum kötüydü.’’
‘’Ben böyleyim çünkü geçmişte incindim.’’
‘’Benim sorumluluk almama gerek yok, bana yapılanlar yüzünden böyleyim.’’
Hayır!
Geçmişin suçunu bugünün masum insanlarına yükleyemezsiniz. Kimsenin omzu, sizin çocukluğunuzun veya yaşadıklarınızın telafisi değildir.
Gerçek iyileşme, başkalarını suçlayarak değil; aynaya cesaretle bakıp ‘’Bunu değiştirebilirim’’ diyebilmekle başlar. Yaralarını bahane eden insanlar ancak büyümekten kaçar. Oysa büyümek, kimsenin size vermediği o sevgiyi, anlayışı ve şefkati artık kendinizden talep etmeyi öğrenmektir.
Travmaların bir görevi vardır: Size öğretsin, dönüştürsün, güçlendirsin. Ama asla bir başkasını kırmak için kullanılacak bir kalkan değildir.
İyileşmek bir tercih, bahane üretmek de öyle. Hangi yolu seçtiğiniz karakterinizdir.