Bugün Türkiye’de ekonomik kriz yok diyenler var. Kafeler dolu, alışveriş merkezleri kalabalık, gençler markalı kahve içiyor… O halde kriz nerede?
Bu soru, iktidarı korumak için kullanılan en kolay retorik: Tüketimi refahın kanıtı gibi göstermek. Oysa sosyoloji, ekonomi ve psikoloji bize bambaşka bir şey söylüyor. İnsanlar refah içinde oldukları için değil, geleceğe dair umutlarını kaybettikleri için tüketiyor.
“Kırmızı ruj etkisi” tam da bunu anlatır. Ekonomik kriz ve belirsizlik dönemlerinde insanlar büyük hayallerden vazgeçer, küçük hazlara sarılır. Ev alamayan ruj alır. Gelecek planı yapamayan kahve içerek bugünü kurtarır.
Ama asıl soru şu:
Gerçekten refah mı artıyor, yoksa insanlar geleceksizliğe mi alışıyor?
Bir ülkede gençler ev sahibi olamıyorsa, çocuk yapmayı ertelemek zorunda kalıyorsa, kariyer planı yapamıyor ve yurtdışı hayali kuruyorsa… Kafelerin dolu olması neyin göstergesidir? Zenginliğin mi, çaresizliğin mi?
Kapitalizm ve siyasi iktidarlar, bu yanılsamayı bilinçli olarak besler. Çünkü dolu vitrinler boş geleceklerin üzerini örter. İnsanların kredi kartları doldukça, sokaklar dolu görünür. Oysa gelecek tahayyülü boşalmıştır.
Gençleri “tüketim bağımlısı” diye suçlayanlar şunu sormuyor:
Gençlerin tasarruf yapabileceği bir gelir var mı?
Bir ev alabilecekleri bir ekonomi var mı?
Uzun vadeli plan yapabilecekleri bir istikrar var mı?
Cevap çoğu zaman hayır.
Ama sistem, soruyu tersinden kuruyor:
“Bakın insanlar alışveriş yapıyor, demek ki kriz yok.”
Oysa asıl soru şu olmalı:
İnsanlar neden gelecek yerine bugünü satın alıyor?
Kırmızı ruj, burada sadece kozmetik değildir. O, kontrol duygusunun sembolüdür. Birey hayatının büyük alanlarını kontrol edemediğinde, küçük alanlara tutunur. Bir kahve, bir ruj, bir alışveriş… Hepsi, “hiç değilse bugün benim” demenin yolu.
Türkiye’de bu artık bir tüketim eğilimi değil, bir toplumsal ruh halidir. Umut yerini alışverişe, gelecek planı yerini indirim takvimine bırakmıştır. Gençler birikim yapamıyor ama sepet dolduruyor. Orta sınıf eriyor ama AVM’ler parlıyor.
Bu bir refah göstergesi mi, yoksa bir çöküş estetiği mi?
Kırmızı ruj etkisi, aynı zamanda politik bir sis perdesidir. Geleceği kolektif olarak düşünemeyen birey, bugünü bireysel olarak tüketir. Sistem sorgulanmaz, kampanya takip edilir. Yapısal adaletsizlik yerine, kargo takibi yapılır.
Belki de en rahatsız edici soru şudur:
Bir toplum geleceğini kaybettiğini nasıl fark eder?
Cevap basit olabilir:
Gelecek konuşulmadığında, sadece alışveriş konuşulduğunda.
İnsanlar kırmızı ruj almıyor.
İnsanlar geleceğin yokluğunu satın alıyor.
Ve biz hâlâ dolu kafeleri refah sanıyoruz.